Gözyaşlarını Kadehe Doldurttuğun Kadın
mahşer yeri gibi dağınık
saçları kül yığını
yüreği ikiye bölük
ellerindeki ateş
dokundukça
yakıyor dudaklarının üzerindeki,ince bıyığını
takılıyor kaderinin ördüğü,karanlığa
ve şimşekler çakılı gözlerinden
yıldırımlar düşüyor,ortalığa
zamanın tahta ayaklarından geçerken
nal sesleriyle telaşlı kısrağı
hiç bitirmemekti arzusu bu sevdayı
onu kaybetmek korkusunu taşıyordu kalbi,
dayanamazdı zira adam bu ayrılığa
gözlerini yumduğunda,gördüğü aynı kadın dı
iki sevda oturmuştu içine
alabildiğince ağır
olabildiğince karmaşık bir yangın
bu sevda ortasında kıyamet mi senin adın?
biri kaderin olmuş
diğeri yolun düştüğünde uğradığın
binlerce günahtan
nilüfer saflığındaki,yüreğine sığındığın
gözyaşlarını kadehe doldurttuğun kadın
endişeli ve ürkek
zamansız mevsim'in
arsız rüzgarına kapılıp giderken
arkanda bıraktığın
o yağmur gözlü kadın!
yeşil gözlerini burgu burgu,yüreğine batırıp
topuklarını yere dövdürerek,
turab yüzüyle,çekinerek
eyvallah deyip çıkıp gitti hayatından
kaderine razı gelmelisin
bir tarafın boş değil en azından
eyvallah tenleri doyumsuz,
yürekleri aç gözlü adamlar
ey mehtap
ey deniz
ey mavi asuman
öpün,kadının sevda yaralarını!
teselli edin,avutun
duymuyor musunuz,ağlamalarını...