Hakikatin Sırrı
Öpüp alnıma koyduğum hakikatin sırrı
Bir öğle vakti, dalmışken günün cazibesine, aklımı ağlatan anılar döküldü dizlerimin dibine.
Kurcaladım bir kez daha düşünüp varolmayı ya da olmayan bir düşüncesizliği; tutarsızlığıma ağladı Descartes.
Acımayın tırnak diplerimdeki saçlarıma
diye uyardım.
Doğururken ruhum yeniden,
söz, kalbimin kıymetini saklayacağım.
Taçlandıracağım
uçsuz bir ovanın gelincik gülüşünde.
Bir daha dinledim sözümü.
Yüreğimin parmak uçları yorulmuştu gölgesine konan kuşlara umut taşımaktan, vakitsiz açan çiçeklere dil dökmekten,
yeni doğmuş bebelerin kulağına
direnmenin anahtarını takmaktan
ve kıblesiz inançların geçersizliğini savunmaktan.
Bir keresinde, “Ben de istiyorum senin olduğun yerdeki huzuru.” demiştim de anlatamamıştım dünyanın yüzsüzlüğüne.
Yaşayanlar, toprağın altındakiler kadar suskun.
Diriliş, elinden mührü alınmış bir mağlup; kuyruğunu kıstırıp eksik uzuvlarına,
hakikatin etrafından dolanıyor.
Çok şey diyenlerin ve hiçbir şey diyemeyenlerin inşası bir dünya,
bize kalan...