Ham Elma
Bir varmış...
Hayatın avurtlarında yeşeren hevesler
Arş'a başkaldıran ağaçların dallarında çürümüş
Boynumu kıldan ince şefkatinin üstüne koyarken kader
Şah damarımı kemiren yalnızlık hesaba katılmamış
-Oysa ki,
Soluklandığım yaşımın entarisindeki leke gibiydi
Koyu renkli aşk katmerleri-
Yazık!
Yıldızlar setr olmuş müzmin sancıların üstüne
Ağzına kadar hayal tozu dolu gayya bile üşümüş
İmkansızlığın soğukluğunda
Sende biliyorsun ki,
Mermerden yontulmuş kalbinin üstünde harelenince hasret
Yorgunluktan iki büklüm olup kapına düşen yeminler
Gurbetinden dönen yaraya merhem değilmiş
-Bırak nazarın konsun yine dudaklarıma
Yekpare şevkle tutuşsun kalbim dünya denilen boşlukta
Borcuma sayılsın her mutlu an'ım razıyım
Yeter ki,
Bileklerime bağlı siyah kurdela çözülsün
Suskun sebeplerin kapısında-
Bir yokmuş...
Hıçkırık melodileriyle karışmış
Heyhat telaşların iniltili operaları
Ve
Kısmetsizliğin ırmağından içene mübah sayılmış
Göğsünde ham elmanın izi bulunan beyaz tenlerde
Günah rivayetleri peydahlamak
Avutulamayan öyküler klavuzmuş artık
Kısa ömürlü kelebeklere
Üç baharda da filizlenebilen kötü niyet
İnsanın gazabından muaf oluyormuş
Boşver masalları!
Ben avuçlarıma düşen seni nimet sayıp öptüm
Üç ahdımın şahidi olsun diye de alnıma koydum
Şimdi bana bahşedilen bütün mucizeleri
Sadakat cellatlarına hibe etsinler
Asılan her pişmanlık benden değil!