Hep Bir El
cennet miydi uzanan tenime?
yoksa onun kokusu mu avuçlarıma sinen.
göz bebeklerinden sıyrılan korkular,
onlar mıydı kanayan yarama dokunup giden.
hep bir el.
hep uzaktan, sabaha karşı kirpiklerimin arasından,
süzülen, akıp giden o parıltı.
evet, saklı; biliyorum hep bir yere kaçmasından.
gecenin tenini, güneşe bir kâğıt gibi saran.
eşsiz, vazgeçilmez bir dokunuş, ruhumu yaratan.
batışında güneşin, başını omzuma dayayan,
kapayan gözlerini dünyaya.
saçlarını bir düğüm gibi bileklerime saran.
hep saklı, damarlarımda gezinen
ve her zerresinde aranan.
sonbahar haykırıyor kapıdan,
yaprakları kalbime savruluyor, bir çift el arasından.
ve rüzgâr sarıyor bedenimi.
o haykırıştan kalan gözyaşlarını,
değdiriyor avuçlarıma; hep biri var ağlayan.
umut kefenlerini dikiyor elleriyle.
son şarkısı bir an düşüyor dudaklarının arasından.
hep uzakta, ama hep bir fısıltı kadar yakın kulaklarıma.
hissediyorum parmak uçlarını dudaklarımda.
Tanrı'nın elleri miydi, gözlerini dünyaya kapatan,
yoksa rüzgârla gelen kum parçalar mıydı gözünü sızlatan.
ufak bir kopuş yaşarsın dünyadan.
film yine başa sarar, sahne yine aynı dramdan.
daha sert dokun avuçlarıma,
gözlerimin her kapanışında bir dua olur avuçlarımda..
meleğin kanatlarından kopan o eller,
şimdi gider, bakmadan ardına.
ellerinde ki çizgiler,
evet onlar.
belki de onlar götürür beni, kaderin kapalı kapılarına.
ve hep bir el, uzaktan bekler,
açılsın diye kapılar ardına.