Hüzün
_Vazgeçmek zorunda kalsan, hangisinden vazgeçebilirsin?
_ Sevinçlerinden mi? Hüzünlerinden mi?
.........
.........
_ Karar veremiyorsun değil mi?
_ Veremem dedim.
_ Geçemem ikisinden de.
_ Tamamlanamadın daha o zaman.
_ Ne zaman ki hüzünlerimden geçiyorum diyeceksin;
_ O zaman tamamlanacaksın.
Nedendi bu soru? Haklı mıydı?
Bilmiyorum.
Vazgeçememiştim hüzünlerimden.
Sevinçlerimi verebilirdim de
Hüzünlerim bana kalmalıydı.
Bendim hüzün.
Evin sahibiydim.
Sevinç arada bir uğrayan misafirdi sadece.
Akşam olduğunda dönüyordu evine.
Oysa doğumumdu hüzün.
İlk ağlamamdı, ilk siyah önlüğüm...
Sınıf başkanı olamamaktı mesela.
Sevdiğim ilk adamın elini tutamamaktı.
Ya ısırırsa?
Bekareti bozmamak adına verilen savaştı hüzün.
Ve belki de bozulan bekaretin yansımalarıydı.
Kadın olmaktı.
Olamamaktı belki de...
Sevgiliyle beraber olabilmenin adıydı hüzün;
Evlenmekti.
Kaybolan duygularına yeni bir ad bulmaktı.
Doğurmaktı hüzün.
Doğurduğun yavrunun adının da hüzün olduğunu bilmekti...
Yalan söylemekti hüzün.
Ve kendinin bile o yalanlara inandığını görmek.
Yaşayabilmekti hüzün.
Cevaplanmayan, cevaplanamayacak sorular sormaktı.
Kendin için kendinle verdiğin savaştı.
Nasıl geçebilirdim ki hüzünlerimden?
Adımdı hüzün.
Ben vazgeçsem bile o bırakır mıydı?
En nihayetinde,
Ölümün adıydı hüzün...