Ihanetin Nostaljik Güncesi...!
/Adımlarına bacak arası nefisler yön verirken
cinsi bozuk sokaklarda,
ben yüreğinin fişlediği gözlerimi
kaybolmuş aşk coğrafyalarında kaybettim.../
Sömürülmüş şehirlerine sok beni bu gece
ayrılığınla boş oylar kullan tüm gerçeklerime
kırılgan çaresizliğimi tam ortasından vur!
Yeter! diye bağırsın seviştiğimiz o gök kubbe
azat et tenimin sığ ormanlarında saklanan senli sürüngenleri
ihanet ihtiyacını karşıla bahtsız kaderimin
Beni işkenceye doyur!
/Peygamberler akademik yalanlarla girerlerken ten mabedimize
biz yana yakıla temiz çarşaflarımızı yakıyorduk
ihanet damgalı meleklerin üstünde.../
Çevrecileri kıskandıran o doğa harikası güzelliğin
abdallığımın meridyeninde
iflahını söker gece hayatına düşkün yıldızların
güneş de kamer de bırakır apoletlerini günün cilvesine
düello için takvimlere sırt çevirdikleri an'ı
sokak pürdikkat mevsimin intihar saldırılarına hazırlanmaktadır
molotof kokteyleri düşerken şehrin göbeğine
tehdit sayılmaz elbette kanunsuz sevişmeler
baktılar sığmıyoruz bu incir çekirdeğine
gün döner/can tükenir de
korkarım hüzünlerimiz de yok olur..
Bir zamanlar adı sevda konulan darağacında
tam da kalbinin iki kapağı arasından sallandırılmışken
celladı hiç sormamıştı urgan hangi boynu kesip koparır diye.
ihanet değil iffete önem verilirken aşk adına
günlerce matemine sarılırken ölen her duygunun
Bu karaladıklarım şiir olamaz...
Şiir değildi idare edin....