İntikam ve Sanrı
This poem was selected as the poem of the day on 05.03.2010.
şu istasyonlarda katar katar sürüklenen hasretimize bak
şu ışıkları tütsülenmiş sahil meyhanelerindeki sarhoşlara
belki hayırlı olurduk aşık olsaydık gittiğimiz şehirlerde
felaketlerle kurban etmezdik hiç yere mutlu anıları
aslında biz hep kimsesizlikten hüküm giydirdiler-giydik usta
ve tahliyemize yazıldı ertelenmiş bahar akşamları
koklasan bu mandalina kokuları eskisi gibi değil
eskisi gibi değil bu inancımıza kurşun sıkan gölgeler
bundan gayrı kim duysa tanır bizi küfrümüzden
çün rivayete yazılmazmış kan yarası hikayeler
adresimizi soranları ne gördük ne duyduk-duymadık usta-
olmayan bir öznenin yüklemi olduk cümle aleme
bundan böyle her kaldırım herkesi taşımaz
mevsimleri şairler biçmiş oysa biz böyle de iyiydik
derken akasyalar küstü önce toprağımıza
sonra turnalar geçerken seyretmez olduk
bin yıllık sancıya bin kurşun mu sıkılırmış-sıktılar-
şaşırmadığımız bir bülten haberi oldu ömrümüz
yine de küfür tutsa ah bir küfür tutsa
isyan böyle bakir ve sahipsiz kalmazdı usta
bu kutsal ezanlar için yürek ve can koyduk biz
ilk sevgilinin gülüşünü hep eski yazlarda unuttuk
hüküm yalnızlıksa eğer biz gibilere biçilen
kan ve ter içilen fabrikalarda katran kustuk
bak yine büyüyor ekinler ve serpiliyor sarı başaklar
bu lif lif ayıkladıkları bizim öz be öz hayatımız
varsın sürek sürgünlere eşlenip dursun masallar
kıyı boylarında çoban ateşleri yanar bir daha
ve limanlara giren bütün sevinçli gemilerde
tayfalara sorulsak biz yokuz-yoktuk usta-
homurtularla devamlı ölüler sırtlanıyor sokaklarda
biz değildik yavuklunun penceresine koşan gençler
düşlere yakışan avlu ve köprülerde vurulmaktı
okşanmaktan parçalanmış bir karanfil gibi gidecektik
lodosla savrulan badem çiçeklerini kovalayacaktık
sevişirken gözleri iki çilek olan kızlarla yatacaktık
şimdi kendi damarına aksın tüm arabesk sözler
böyle keder de yazgımıza bozgun diye yazılsın
çün ölüm yoksul bir melek duasıdır penceremize vuran
ölüm ki acıyla kol kola yüklenip kapımızı kıran
nedir bu gözlerimize çöken aynalar mı kırmızı
bulvarlarda kaybolan çalgıcılara ne oldu sonra
bakışları deli basan günlerimiz vardı oysa
hani bir tutam sümbülle kahkaha kokan soframız
yıldızlara yaslanıp da halay çeken sabrımız
be hey dağların koyaklara düştüğü yollar
buğdaya düşen yağmur ezilmemiş menekşe
ateşböceklerinin ısıttığı orman ıslığı bilmece
eşiklerde geçitlerde sokaklarda ve yaylalarda
eşkalimiz uluorta artık sicilimiz de kayıp tutmaz usta
geldiler ve o mezarları bizim için kazdılar-anladık-
defnettikleri özgürlüğümüzün şerefli gömülüşüydü
sonra derin yaralarla dolu kadınlarımızı ağlattılar
o ezelden taşıdıkları hırs ve büyük kinleriyle geldiler
birbirlerine bakmaktan ürkmüş korkak suretleriyle
kıskanıp durdurdular fakir çocukların oyunlarını
bozkırların bozlaklarını trompet çalarak bozdular
bunlar kendi alacakları intikama inanarak geldiler
intikamın bir sonraki öfkesini bize bırakarak
-bak işte bu çok korkunç usta-
FADIL OKTAY - MERT METİN