Islak Bağırtılar
This poem was selected as the poem of the day on 17.09.2014.
Sarhoş akşam güneşi sığınır küskün teraslar kentinin yıkıntılarına
Kalkamaz oturduğu yerden
Uzun seferlerin istilacısı
Sessizlik hüzün bekçisi gibidir
Matem koşuşur patikalar
Tırmandıkça ağırlaşır sanrılar
Ve firuze mavi gökten çekilir, sessizce toprağa siner kuşku dolu gölgeler
Heybetli ama yapayalnız kalır
Dağlar,
Kâbus,
Hayat,
Hayallerin tatlı bir uvertürü olur
Ürperir yaşayanlar...
Ürker ceylan
Ürker avcı
Titrer kalp atışları
Helecanı akışkan mizacıyla örterler ki;
Bulutun sıcak çevirisiyle sis çöksün üst/ün/e
-Görünmesinler-
Doğa sözü sebat etmez
Kadehlere düşer devrik saatler
Sarar pişmanlık, ömre isyanı şahlanır, ken/t/d/inden kaçar av/cı
Ey! Derinlerin kavuşma rengi
Ey! İlhamın gölgesindeki peri
Kanatların kırık
Eksenin siyah
Ruh/u kilit
Suda sıçrayan zaman
Nicedir çalkalanmaz
Sanma uzaklaştı buralardan
S/u ve i/n/c/i
Ölü ağız mührü
Durgun-Suskun-Yorgun
Um
Bölünür sancıyla en kuytu karanlıklar, uzak diyarlar nerede saklı
-Suyun suçu bu-
Bahanesi umuttu
Aya baktı -kimse yoktu-
Soluklandı
Ağaçtan çekilen ilk daldı adı
Yüzmeye hevesli bir söğüdün cılız yaprağı
Dudakları kirpiklerine dokundu
Mihrabı kıyıya küs geçti /şarkılar, şiirler/ kurtlar, kuşlar uyuyordu
-Islak bağırtı-
Uçurum ağlıyordu...