İzm'lerin Son Kullanma Tarihi
Yanılgı...
Kronik bir yanılgıdır
kendimi haklı sanmak.
Baş edemem sizinle;
insanlığınız fazla steril,
vicdanınız ütülü,
devrimleriniz
AVM vitrinlerinde
indirimli.
Sosyal demokrat bir tebessümle
uzatıyorsunuz elinizi—
ben
o elin içinde
bir kaşık su görüyorum.
Boğuluyorum.
Her izm
kendi çağında güzeldir
derdim eskiden.
Şimdi
izmlerin de
son kullanma tarihi var.
Tarihin kenarında
oportünizmle beslenmiş
ortayolcular—
ne sağa
ne sola,
tam da
iktidarın gölgesine.
Geçen yüzyıl
onları ağırladı.
Marx kapıyı çalsa
tanımazdınız belki.
Çünkü Marx'ı
Marx'sız savunmanın
bir biçimi vardır:
tutuculuk.
Ve devrimciliğin
içine edilmiş bir çağda
“devrim” demek
bazen
yalnızca
iyi bir pazarlama stratejisidir.
Devrim!
Ne güzel satılıyor
bu kelime.
Çarşıda değil—
devirde.
Çünkü
devir değiştiğinde
devrim yaptığını sanıyor insan.
Ben
fil gibi sevmiştim
o devrimciyi.
Ağırdı.
İnatçıydı.
Belleği vardı.
Sonra baktım:
filin dişlerinden
ideoloji yapmışlar.
Fildişi kulelerde
devrim konuşuyorlar.
Aşağıda
insanlar
asgari ücretle
maksimum anlam arıyor.
Tepeden bakan AVM'ler
göğü değil
insanı büyütüyor.
Kat kat.
Kat kat.
Ve her katta
başka bir sınıf
kendine
aynı aynada
bakıyor.
Ben yine
yanılıyorum.
Kronik.
Belki de
insanlık dediğimiz şey
yanılgının
kolektif hâlidir.
Birimiz
kahraman olur,
öteki
demagog.
Birimiz
soytarı,
öteki
seyirci.
Sonra çağımıza
“özgürlük” adını veririz.
Oysa dilimizde
kelepçenin izi var.
Kelepçenin diğer yarısı
At Hırsızı Dosyası'nda.
Dosya kapanır.
Çağ kapanmaz.
Çünkü tarih
kapanan dosyaları değil,
açık kalan yaraları
hatırlar.
Ben
devrimden yana değilim artık.
Devrimin
insanda bıraktığı
artıktan yanayım.
Bir insan
kendinden vazgeçmeden
dünyadan vazgeçsin istemem.
Bir dünya
insanı değiştirmeden
değişmiş sayılmasın.
Ve hiçbir izm
insandan daha büyük
yazılmasın duvara.
Çünkü bütün devrimler
insanı unutunca
bir gün
kendilerine
benzemeye başlarlar.