Kardelen
ya solarsa, solurken kardelen
şubat vurduğunda
hiç gitmediğim o dağa
alışmışken kokusuna
asi yalnızlıklarda
cinnetim yenerse çığlığımı
parmaklarıma dolanan kış sarmaşıkları
üşürsem ya da içimde çıplaklığım
ölümün ertesi ise zaman ve hala aynaları buğuluyorsam
gözlerimi aşırırken senden çok uzağa
gidiyorsam, izlerimi süpürürken poyraza
ve dilimde hala o şarkı
o mahur zaman
meçhulüm ben
kadavramın peşinde dolanan, dilenci
yitik bir avluyum belki
hani ıslak bir taşa sırtını yaslayan kedi misali
kaşlarımdan süzülen
kırkikindi
ağlıyor muyum ?
hiç bilmedim ki, yüreğim damlarken kaldırımlara
ve gözümden akan o şeyi
belki
hıçkırmak budur
kalemden beyaz kağıtlara çizilen harfler
ya da o ölümcül kafiyeler
oysa
ne de hoş olurdu
şu kavisli patikalara tırmanırken
ıslığımda ıslaklığım
şubat'a koşarken ve aralarken kar zerrelerini
içimden çıkarmak o kardeleni
ya solarsa, solurken
ayaz vurduğunda
hiç gitmediğim o dağa
alışmışken kokusuna
asi yalnızlıklarda ...