Kayıp
varoluş ile yokluğun kanlı sınır çizgisi
duvar;
söylenmesi yasak, başıbozuk şiirlerle örülü
aynı rivayetleri fısıldayan
aynı taşlardan
farkında ortadaki;
söğüt dallarının göğe tapınmaları
bize değil, onlara karışmak ürkütücü
-onların bize dönüşümünde-
bir kadının paramparça bakışı
ruh katabilirdi oysa
o hep ayrık
hep ayrılık duvarına
-sevmek harcı değil ortadaki taşın-
-
kimim
neredeyim
fillerin su içtiği nehirlere düşüyorum
boğulmak üzere
timsahların dişlerinden sıyrılıyorum
sıyrıldıkça ilkelleşerek
bakıyorum geçmişe
anbean
antik ölümler süslüyor hiyeroglif dudaklarımı
çekip alıyor, giydiriyorum zürafalara
bu toplanan
bölük pörçük karanlıkları
çığlık çığlığa
susuyoruz
-
alabildiğine kalabalığım
terk edildiğim tüm belirgin kadınlarla
imkansız tasviri
ardında bıraktıklarına çarpıyorum
merak etmiyorum beni bırakmadılar
ardlarında
hepsi şeyler unuttu giderken
kimi aydınlığını
kimi avuçlarını
kimi hatalarını
kimi sevaplarını
şeyler unuttular
şeyler götürdüler benden çok şeyler
usul sakin, yüzümü çevirdim belirsizliğe
-
kimim
neredeyim
tuhaf acı eşiklerinden geçiyorum
ay tutulmasında duyularım
kör bıçaklar
yolların kudreti için bileniyor adıma
biliyorum
bu öfkeden kuduran akşamların
antizehri zehrinde saklı
kırmızı balon yolculuğundayım
içe doğru
düşey
merdivenleri kendime iniyorum
-
kentin sokaklarında paslı nefesim
kirli güneşi
puslu denizi
çocuk koşuşturmalarını
yarım kalmaları
binbir yeraltı dehlizinde yitirdim
-
kendimi arıyorum
kapıları çalıyorlar
sizi arıyorum
sirenleri çalıyorlar
kimsiniz
neredesiniz