Kimsesiz Veliaht
Kallavi bir Şubat ayazında gözümü açtım dünyaya
Önüm arkam sağım solum yalnızlık
Sulu boyalarımla çizdiğim gökkuşağının renklerini
İzbe hayatlarda yitirdim
Kronik sanrılar bedenimi delip geçerken
Ellerim karakalemden başkasını tutamadı
Zaman mefhumumu darmadağın etti yıllar
Ezberimde ise senli hikayelerin metaforları kaldı
Tek gecelik sevgililerin koynunda
Sana ağladığımı kimse bilmeyecek
Ya da,
Rengarenk tabutlardaki imgelerimi
En içli ninnilerimle uyutmaya çalıştığımı
Tıpkı özleminin göğsüme
Her gün çentik attığını bilmediğin gibi
Sahi!
Benim olmanın raf ömrü ne kadardı?
Ne vakittir ütülenmiş yalanların
Gerçeğin naifliğinde teşhir edilmiyordu?
Sen giderken geride bıraktığın
Cehennem provalarında umutlarımı çaldı Yecüc ile Mecüc
Heyecanlarımı yazı tura iddalarında kaybettim
Hayata dair heveslerimi ise
Bilinçsiz sepya sevişmeler köreltti
Bütün sermayem kumbaramda biriktirdiğim küskünlüklerimdi
Onları da kapımda yalnızlığımı bekleyen
Kardan adamın vefasına hibe ettim
Tepesinden baktığım şaşalı hayatı
Fakir tesellilerle takas ediyorum her seferinde
Ve dizlerim yeri öpmedikçe farkedemiyorum
Tabiatımdaki ölü toprağın na/hoşluğunu
İhanete kabiliyetsizdim
Nevrotik ihtimalleri okyanus renkli gözlerinde boğamadım
Çöllerime çiseleyen zemzemde arınamadım sadakatimden
Ama sana söz veriyorum bayım!
Adımın yanına eflah yazıldığı gün
Şerbet dağıtacağım kimsesizlerin veliahtlarına
Her iyi yazgının bir bedeli vardır
-biliyorum-
Ahdimi omuzuma yük yaptım ve geldim
Soluğum kahve kokuncaya dek
Merhaba gece yine ben!