Kırık Bir Çığlık
bir bıçak gibi iniyor dağın yamacına
keskin bir yara açıyor göğün teninde rüzgâr
taşların sırrını uçurtmasının ipine dolayan bir çocuk
öğretmeninin kara tahtaya yazdığı ‘yalnızlık’ yazısına
‘allah’a mahsustur’ diye not düşüyor
attığım her adımda sarsılıyor yeryüzü
çakıl taşları biriktiriyorum çocukluğuma
toprak kokuyordu diye anımsıyorum dedemin ellerini
koynunda sakladığı narı bölüşürken hatırlıyorum
ve iskambil kağıtlarındaki papazlardan nefret ederek
ve sonra coca cola kamyonlarının
bir tren gibi peşi sıra geçtiğini görüyorum
dut ağacına taş atan çocukları ve yalnızlığımı
peşine düşüyorum gölgemin
bir patikada kaybolarak
çalılara takılmış eski bir şarkının nakaratı gibi
rüzgârın fısıldadığı o eski masalı dinliyorum
her taşta bir yüz, her dalda bir el sallanıyor
II.
kamçılanıyor ruhum
gün turuncu bir ıslık gibi
unuttuğum bir duayı mırıldanıyor
rüzgârın kekeme uğultusunda
yüzümü arıyorum
sesimi arıyorum
her yankı bir başkasının hikayesi
her çığlık başkasının gözyaşı
ve her aynada kırık dökük yüzüm
özgürlük her şeyi unutmak belki de diyorum
oysa ne yağmur yağıyor
ne kanımız akıyor dolu dizgin
iki oda bir salon yalnızlığımızda’
ezberliyoruz duvardaki gölgemizi
saatlerin tik takları bir ninniye dönüşürken
penceredeki lekeye sığınıyor gözlerim
camların buğusuna yazdığım adına
III.
sevgimi bir türlü söyleyemediğim
o kız düşüyor uykularıma
‘korkak’ diye bağırıyor durmadan
dilini çözsem dağların diyorum
anlarım neden bu kadar eksiğim
yerinde ağır bir taş gibiyim
hiçbir işe yaramayan
banknotlarda karşılığı olmayan
sesi vadide yankılanan bir dengbejin
hüzün notasıyım
cumartesi kokusuyla harmanlanmış
bir annenin gözyaşları belki
veya dağlarda vurulmuş bir ceylan
mayıs sabahlarında sesini rüzgâra asan
yamaçlarda kaybolmuş bir keçi sürüsünün izinde
toprağın damarlarında atan nabız gibi
her adımda bir türkü
her nefeste bir ağıt
ki! ben, bir kayanın gölgesinde unuttuğum adıyım
belki de ben
bir düşte kaybolmuş gölge havarisiyim
sonsuz bir vadide yankılanan kırık bir çığlık,
ne geceye sığan ne gündüze varan,
dağın yamacında asılı kalan bir gözyaşı,
ve rüzgârın bile unuttuğu bir türkünün son nakaratıyım
ölümü bekleyen bir at
ve tahtadaki ‘yalnızlık’ kelimesinin tam karşılığıyım