Kırık Bir Çığlık 2
‘ben orada değildim
ipek elbise iki elmaya dar gelmeye başladığında’
bileklerimde rüzgârın yonttuğu türkü vardı
hüznün siyah elbisesine dökülüyordu usulca
dikişleri sökülmüş geceye sarkan nakaratlar
kuyuya düşen çocuğu hatırlatıyordu
bir dal kırılıyordu içimde
doldurmuyordu içimdeki oyuğu sevda sözleri
bir taş ustasının alnından
hüdhüd kuşunun müjdeleri damlıyordu
karınca vadisinde tatlı bir telaşla doğuyordu güneş
ve kimsesizler mezarlığında bitiyordu
asteriks çiçekleri
/.
kırık bir aynada yüzümü taradım sonra
buzdan musallaya yatırdım sıcak düşlerimi
gri gayya çiçekleri açtı göğsümde
yorgun bir atın nabzını dinledim
yaşlı bir ağacın yaprak senfonisine daldım
yedi cılız mevsim geçti aramızdan sonra dolduramadım kalbimdeki oyuğu
//.
toprağın sancısıyla filizlenen tohum
altın çağını yaşadı bir zaman
fabrika dumanları göğün entarisini deldi
ezan sesinin huşusuyla göğe baktı derviş
bir elma keskin dişleri arzuladı
bir arıyordu bir rüya
bir kimsesizin uykusunda
ve herkes
kıy(a)metini yanında gezdiriyordu
///.
kurtlar asayı kemirdiğinde
baltalar yıktığında putları
örümcekler ağ kurup mağaraya
dile geldiğinde karıncalar
orada değildim
bir düşün içinde düştüm
kimsesiz bir masaldan düştüm
/V.
anlattım durdum yüzyıllık bir yalnızlıkla
taş evlerin damlarından yükselince güvercinler
şadırvandan sızan suyun kehanetini dinledim
alnı ketum kadından
bir yaşlı secdeye başı düştüğünde ağlıyordu
bir bakire sevişme düşü kuruyordu yalnızlaşınca
ve duvarlar
nice ölümlere tanık olmuştu
ve nice ayıbı örtmüştü perdeler
düşündüm sonra
sahip değilim kör bir kuyuya
gömleğim yırtılmadı arkadan
ve kadınlar kesmediler bileklerini benim için
yalnız bir akşam üstü çıkarken evden
oğlum dedim
acının kıymetini kelimelerin hükmüne verme
sen kapısına işaret konulmuş kavmin çocuğusun
kırık bir çığlık gibi kalacaksın