Kırmızı düşlerin kapısından giriyorum geceye
/gözyaşlarımdan besleniyor yalnızlık
ben sende azaldıkça sen bende çoğalıyorsun sevgili..../
zaman ayazla tutuşan bir mart gecesi günlerden cumartesi
bulutlar hınca hınç boşalırken gökyüzünden
ve metruk sokaklardan geçerken ağır aksak yağmur
ben ahraz masalların ağlak patikalarında ıslanıyorum
gözlerinden arta kalan bir yalnızlık uğultusuna dalgınım
dalgınlığım kuduz köpeklerin uyku halinden farksız
ve bir kaç avuç gri özlem taşıyorum sabaha
karanlığın dar patikalarında kayıp ve yorgun
ve mor düşlerin kıyılarında mecalsiz üşüyorum
ben kaybolmuşluğundayken benliğimin
sen her halinle hayata mı gülümsüyorsun sevgili
en soylu düşlerimin vurulduğu bir bahar avlusunda
nasılda alaca ceylanlar kadar mutlu ve şensin
kelebekler besteliyor seni gökyüzünün beşiğinde büyüyen gökkuşağına
sığ sarnıçlara dolarak yavaş yavaş
kurbağalara peygamber sabrı öğretiyor yağmur
ben ise sana koşuyorum çıldıran martılar gibi
deli dalgaların dövdüğü hicranlı kum saatinden
karanlıklar çökünce yıpratıyor beni bu şehir
ve sevr bakışlarımdan çığlık çığlığa uzaklaşan spot ışıklar
ne zaman ki yalnızlık abidesi ibrahim’e özensem
nemrutça kalabalıklar karışır sükunetime
irili ufaklı araba sesleri geçer titrek seslerle
uzaklara dört mevsimdir dalgın pencerelerimden
kâh bir kuş olurum kanatlanırım pencerelerden
martıları aldatan okyanus boyalı gözbebeklerine koşarım
ne çare!
soluğu kesilen kasırgalar gibi düşerim
gözlerinin uçurumundan
yokluğun başucumda tam bir heyula an
olmadık zamanda korkunç kâbuslar uyandırır
gözlerimin kıyılarında yüzen eflatun bir düşten beni
derken saatlerin şizofreni çığlıkları çağırır adımı nöbetlere
ve sonra intihar cinnetleri
vahşi heykeller gibi durur önüme
yalnızlık uğultularıyla irkiliyorum ansızın
gözlerimin göz bebeklerine akıyorken puslu boşluklar
gördüğüm sadece birkaç kan pıhtısı dudağında ufkun
tırnaklarından damlayan koyu kandan tanıyorum seni
ey hüzün yüzlü canavar diyorum biliyorum bu sensin
yoksa tenha düşlerimi yeniden boğmaya mı geldin diyorum
ne olursus diyor - ne olursun sus!
...dalgalar gecenin bu vaktinde mehtaplar ülkesine yürüyor
martıların cüzamlı sularda uyuduğu demde
yağmurlar taşınıryorken ıssız sokaklarına şehrin
denizkızları mum yakıp uyuyacak birazdan
ve ben yine sensizliğin o enfes melodisine duracağım diyor
oysa sana ben gelecektim diyorum
bir pelikan hüznüyle bu acılar sahilde hüzünlü voltalar atıp
hicranlı kelimeler toplayacaktım diyorum
ardından uçurum gibi kekik kokularına sinip
şiir yapraklarından yaslı gemiler yapacaktım
ve beni gözlerinin o ölümcül melaline sürecektim sessizce
"ey evlerinin önü deniz" hadi git
bir mum gibi gözlerimin boşluğuna damlayan kırmızı düşlerimi
eflatun yakamozlara bu gece ben saracağım
sonra sitem edip yüzüne bu ihtiyar ayrılığın
yıkılmışlığımı
yalnızlığımı
ve gözyaşlarımı ölümlerimle bağdaştırıp yüzüme süreceğim...