Manolya
'parçalanmış bir hayatın öyküsü'
kalbi güllerin bin yıllık mezarı
o hiç kimseye benzemez
yıldızlar yağar gözlerinden
kırılır yüreği yağmur tıpırtısında
ruhunda kasırga bitmedi
ağulu dudaklarında yangın vardı
yakardı mahşer kadar
kalsa tahammüden cinayet
şaşılacak bir dünyada yaşardık biz
sevmezdi dünyayı
o sevgilerin kanatlısı manolya
ürkütülmüş ve tedirgin bakışları
uçurumlara sürüklerdi ikimizi
bu gök bu beyaban bu keder
ey som hayallerdeki aşk çiçeği
niye dehşetle susuyorsun ki
bu aşınmış yaygaralarda
yorgun dertli sıkılgan
bir esmer bakış
bir kararmış duman
yaslanır yalnızlığına
bazen kin bazen gül
hazin bir sada yükselir
kör ufuklarından
ki gece yarasası kadar
durgun sokaklardan beddua alırdı
hırçın ve sahipsiz beddualar
güneşin yükünü silkelerdi kuytularda
kayıp ve kadim aşklar için
sonunda bir cürüm oldu ömrün yokuşunda
kül kokan parmaklarının ucuyla tutunduğu
salaş mukadderatı
'yarım kalan rüya'
hayalle gerçek arasındayım
aynamda yüzün
çocuksu sevinçlerim enkazda kaldı
hayır yine yanlış söyledim
sevinçlerim ezelden tükenmiş
ardına takılıp ben
kargaşanın darağacına asıldım
ah manolya
daha neler neler diyecektim sana
dudaklarım dudaklarına değseydi
onlar gibi olsaydım
tutmasaydı ellerimi bu bosphorus
karışmasaydı aklım her sabah
ben mi geç kalktım uykudan
neden denizleri koşturdum surlarında
sırılsıklam yüreğimden niçin uzaklaştın
huysuz kemanlar sızarken şah damarıma
şimdi utancın köpürttüğü saatlerdesin
ben takvimsizim
gel desem de gelmezsin
salmazlar ben varayım
ve zennube
kömür saçlı küskün kız
turkuaz renkli sözcükler sardım ona
hem nefesi hem çaresizliği dolardı kalbime
bilirim canından çok severdi beni
belki de bana sadece acırdı
soramadım
Sessiz Feryat