Nevi Şahsıma Münhasır Acı
"Dün geceden kalmayım yine
çöpe gitmiş müsveddeleri, bitiremediğim esrik mısraların
affet, sol yanım yarım" İ.Pamukçu.
Sabaha uyanıyor şehr-i İstanbul
aralık pencereden giriyorken kar,
yüzüm yine sana dönük,
tenimi yırtıyor çelikten rüzgâr.
Birazdan, kalabalığına karışacağım sokakların
kim bilir kaç defa tekrarlandı bu döngü.
Mıh gibi çakıyorum köşebaşlarını gözlerime,
kendime münhasır sessizliğimde iliklerim üşüyor,
buzdan sarkaçlı, tavan arası fareleri gülüyor halime.
Hep uzun muydu bu yol böyle?
neyse, artık düşünmüyorum.
---"Ver oradan bir Cumhuriyet Şevki Efendi,
haydi çabuk ol!
Bak yine kaçırıp, koşturacağım son otobüsün peşinden
belki bu defa yürümek iyi gelecektir,
tipinin kırbacı suratımdayken.
Ağaçlar, çöp konteynerleri, gardaki tinerci Cemil,
gişenin müdavimi o sarı kedi
beyaza teslim boylu boyunca,
sessizlik seni andırıyor.
Vapur düdükleri yırtar birazdan Haydarpaşa'yı,
taze simitlerini çoktan tablasına dizmiştir Nevzat,
muhtemelen yine bağırıyordur;
---Hadi üçü beş kuruş, beşi bir para!
İlk çayı beleş nasıl olsa, sohbeti de cabası
ne çok severdi seni...
Biliyor musun?
epey oldu çetelesini tutmuyorum,
kaç mevsim devirdim sensiz ve sessiz
sahi, mühür gözlüm;
başucundayken beni görüyor musun?
Hem laf aramızda, iyi değilim bu aralar
aklım bir firarın eşiğinde nöbette
İstanbul'da o eski İstanbul değil zaten
Bekle sevdiğim, bekle!
soğuk taşından öpmeye geliyor bu yorgun beden...