Nâme-i Hicrân
Rûhı kütüb-i kadîme kokusuyla muattar bir âdemi sevdim, Dilimde dalgalanır aşk-ı nâ-kâmım bir livâ misâli.
Gülşen-i sînemde açmışken gül-i ümmîd-i visâl, Nâgehân soldurdu hicrânın nesîm-i bî-mecâli.
Çeşm-i giryânımdan dökülen katre-i eşk-i firâk, Her biri bir nâme-i mahzûndur, sana eder iştiyâk.
Ben seni bir şevk-i ezelî ile sevdim, ey nigâr, Lâkin oldu bahtımın levhası hicrân ile pür-gubâr.
Ne dil-i zârıma merhamet, ne nigâhında vefâ, Ben esîr-i aşk iken sen bî-haber, ben mübtelâ.
Her gece yâdınla yanar şem‘-i ümîdim tâ seher, Ben kül olurken aşk içinde, senin bundan var mı haber?
Bir hayâl-i vuslatınla ömrümü tezyîn eyledim, Bir muhâl-i aşk uğrunda kendimi tahkîr eyledim.
Ey ruhu kütüb-i atîka kokan nâzenîn-i bî-bedel, Sen benim kalbimde kalmış en güzel bir sırr-ı ezel.
Görmedin gönlümdeki derdi, okumadın hâl-i dil, Ben sana bir ömrü verdim, sen bana verdin mi bir meyl?
Şimdi her sahaf köşesinde kokunu arar bu dil, Her varak-ı köhnede sanki sana rastlar bu gönül.
Bir kitab-ı köhne gibi kaldım elinde nâ-tamam, Sen kapattın defterini, ben hâlâ beklerim kelâm.
Varsın olmasın visâlin, varsın olsun hicrânım, Ben yine senin adınla tesbîh ederim her ânım.
Zîrâ aşkın hükmü böyleymiş ezelden, ey nigâr: Kimi vuslatla mükâfatlandırır, kimi hicrânla sınar.
Benim nasîbim ise yalnızca sevmekmiş seni, Ve bir ömür taşımakmış sînemde ismini.