Ölümün Soğukluğu
Dinle yiğidim dinle
bu gece üşümeye bile hakkım yok
hani kar yağar da donarsın ya
vurur tenine poyrazlar, buzlar
üşüdüğünü anlamazsın
işte bu gece böyleyim
dayanamayacağım kadar üşümekteyim
ama hissedemiyorum
başım düşmüş
tek başına savaşıyorum
isyan etmiyorum, kimse gelmesin yanıma, hissetmiyorum
hiç eğilemediğim kadar ölüme eğiliyorum
kimseyi istemiyorum
hani ölüm
ruhda bir yükselir bir alçalır ya
yürekteki med cezir gibi
ne zaman duvar öreceğini bilemeyiz
işte o anları yaşıyorum
kapkara bir boşluk
sessizliğimin en ağır fermanı bu... Biliyorum
sonuna ulaşamadığım, avuçlayamadığım bir loşluk
aslında elimde koskocaman bir kitap vardı
gökyüzümdü
evrenimdi
sayfa sayfa kelime kelime sevgimdi
gözlerimi yumduğumda beyaz sesimdi
el açtığım duamdı
işte şimdi diz çöktüm
şu an
her şey uzakta
düşerken zamanın eteklerine bile tutunamıyorum
akrep yelkovanı kırsam diyorum
ya da
belli bir saatten sonra üşüsem
feryadımı gür sesimle ve ellerimle boğsam
kanayan yarama damla damla gözyaşı döksem
gözlerimdeki dumanlı dağlarla
yüzümdeki çığlık çizgisiyle yaşayabilir miyim?
yok yiğidim yok
sen ölürsen diye bir şiir getirdim sana
sevincimin ürünüsün sen
aklımın en sevda dolu yerine ismini mıh gibi çakmışım
hüsran ile sonu bitmesin diye...
Şu yoksul, yıpranmış sokaklarda dolaşamam
her sabah uyandığımda yeni bir aydınlıksın derim
ölümün soğukluğunda bile...
ama
sensiz ben ölürüm yiğidim ölürüm
sessiz ve derinden ölürüm
bir gece vakti
başıboş bir rüzgâr damarlarımdaki kanı dondurur
dudaklarımın üstünde bir ter damlası
ve
senin büyüttüğün ülkemde
tek başına
ağır ağır ölürüm yiğidim
ağır ağır ölürüm
sensiz
ve
sessiz
sadece senin nefesinde