Ramazanda İstanbul
her ramazan eteklerim tutuşur böyle
bir İstanbul kokusu sevdalanır başımda
ya haliç'in yosun kokusu dolar genzime,
ya da çörek otlu iftar pideleri...
her ramazan böyle olurum,
nur üstüne nur yağar ya, mübarek şehre
özlemlerim depreşir ha depreşir ...
bir tutam nergiz olur Sultanahmet'im
ve Şehzadebaşı taht kurar en görkemli yerimde...
akşam üstü telaşlarına karışırım bazen
Edirnekapı, Karagümrük, Hırka-i şerif
kulaklarımı çınlatır sokak başı zerzavatçılar
İstanbul rezzaki üzümler ve kavun kokusu
yorgun mahalle yoğurtçusu, mutlu
ve iki sokak ötede,
arnavut kaldırımlarında atlı sütçünün nal şakırtısı...
Eyüp Sultana uzanırım Rami sırtlarından
mahşer meydanına yürür gibi,
akın akın aceleci iftarcılar mübarek sofrasına
yamaçlara ağır adımlarını sürükleyen mağrur fabrika işçileri
ve erken paydos atölyeci kızlar utangaç, telaşlı...
hey heylerim tutar her ramazan
martı sessizliğinde süzülürüm saray burnundan
gerdanımda boğaz köprüsü
varsın sirkeci vapurları kıskansın endamımı
yeni camiye sererim,
seferi namazlarımın seccadesini...
hele iftar vakitleri
muhterem zatlar nur olur yağar her karış toprağına
saf tutar Fatih Sultan Mehmet'te, Süleymaniye'de,
bayram coşkusu yüreğim, çarpar da çarpar
ayaklarım kesilir,
tarifsiz bir seyrüsefer ve doyumsuz bir huzur...
her ramazan böyle olurum,
peçesinde bir tebessüm,
seksenli yıllara çağırır beni mağrur İstanbul
başımı yaslamak gelir göğsüne,
ana kucağı gibi
kuytularında soluklanmak doyasıya,
ve gözlerinden öpmek semasının...