Sana Sakladığım Bahar
Dünyanın bütün saatleri durmuşken
Birinin kalbinde yürümeye devam etmektir aşk.
Bir akşamın son ışığında,
Kimsenin görmediği bir pencerede
Adını beklemektir.
Bazen bir kadının gözlerinde,
Şarabın kızıla çalan hüznüyle
Yeniden doğmaktır.
Birine yalnızca güzel günlerini değil,
Bütün yıkımlara rağmen kirletmediğin kalbini verebilmek
Belki de...
Şimdi topluyor küllerini
Gökyüzüne uçurtma bırakan eller.
Ellerinden tutmayı unutmuş dünyanın
Çocukları arasında...
Kırılmış oyuncakların arasında
Bir bebeğin gövdesini arıyor anneler.
Maviliğinden utanıyor gökyüzü,
Kıyısına vuran çığlıkları
Sessizce içine gömüyor deniz.
Kendi yarattığı cehennemin ortasında
Hâlâ cennetten söz ediyor insan.
O sırada
Bütün bu kıyametin içinden
Sana ulaşacak küçücük bir yol çiziyordum.
Bir dalın ucunda unutulmuş tomurcuk,
Toprağın derininde saklanan bir avuç su,
Bir de adını içimden geçirdiğimde
Ölü mevsimlere başkaldıran
O eski bahçem...
Ben,
Bütün zamanların unutulmuş kıyısında,
Kendi yarasına yaslanarak yaşayan,
Yine de sana
Kirletilmemiş bir sabah bırakmak istedim.
Henüz hiçbir savaşın adını bilmeyen
Bir çocuğun gülüşünü,
Hiçbir ayrılığın gölgesine düşmemiş
Bir öpücüğün ilk sıcaklığını.
Silahların sustuğu,
Çocukların gökyüzünden korkmadığı,
Annelerin evlatlarını uğurlarken
Akşam eve döneceklerini bildiği
Bir sabaha inanmak istedim.
Bir uygarlığın bütün ihtişamı
Bir çocuğun ağlamasını susturamıyorsa
Hangi büyüklükten söz edilebilir, insan?
Hayat merhametli davranmadı bana.
Önce inandığım insanları aldı,
Sonra inandığım yolları.
Çocukluğumdan kalma umutlar
Birer birer söndü içimde.
Gittiğim her şehirde
Biraz kendimi kaybettim,
Biraz da dönmeye cesaret edemediğim
O eski insana yabancılaştım.
Bütün kırgınlıklarımı bir kenara koyup
Güzel şeyler biriktirdim sana.
Bir sabahın ilk kuş sesini,
Yağmurdan sonra taşlarda kalan kokuyu,
Dalında kızarmış bir narın
Çatlamaya benzeyen sevincini...
Bir de kimsenin satın alamayacağı
O eski insanlık duygusunu
Bir yabancının gözyaşında
Kendi insanlığını tanıyabilmeyi.
Kusursuz bir hayat vaat etmiyorum sana.
Kırıldığı yerde çiçek vermekten vazgeçmeyen
Bir dalın inadını,
Bütün fırtınalara rağmen
Köklerini toprağa bırakmayan
Bir ağacın direncini sunabilirim.
Birbirimizin yaralarını yarıştırmadan,
Geçmişin hesabını bugünün yüzünden sormadan,
Eksiklerimizi birbirimize yük etmeden
Sevebilmeyi...
Sonra bir gün gel.
Dağların omuzlarından karlar çekildiğinde,
Toprak uzun uykusundan uyandığında,
Zeytin ağaçları yeniden gümüşe kesildiğinde...
Dünyanın bütün sınırlarından
Barışın sesi yükseldiğinde,
Çocuklar ölümün değil,
Oyunun peşinden koştuğunda
Gel.
Sana, bütün kayıplarıma rağmen
İçimde öldürmediğim insanı sakladım.
Kirletilmemiş bir sabahı,
İnanmaktan vazgeçmeyen bir kalbi,
Henüz yaşanmamış güzel günlere
Açık bıraktığım bir kapıyı...
Geçip giden bir mevsimi değil,
Bütün kışlara direnen,
Bütün ayrılıklardan sağ çıkan,
Zamanın bile solduramadığı
Hiç tükenmeyecek bir baharı sakladım.
Kapımda ne nerede kaldığın sorulacak
Ne de neden bu kadar geciktiğin...
Biriktirdiğimiz bütün suskunlukları bırakıp
Oturacağız bir akşamüstü yan yana.
Önümüzde iki fincan kahve,
Pencerede ömrünü tamamlayan son ışık...
Sonra bir gülüşün dokunacak akşamımıza.
Ve zaman, hiç ayrılmamışız gibi,
Bizi yeniden başladığımız yere bırakacak.
28.03.2003