Sandık Odam / 2
Sandık Odam / 2
Yüzyıllık bir hasret kadar güzeldi
nerelerden bilemediğim
bakıp da göremediğim
esrarlı bir öykünün ceviz kaplı sandığında
paslanmış kilidinin sesinde duymuştum onu
ismi önemli değildi
efsaneleri dolaşırken ıslak nefesini ensemde hissetmiştim
ve zamanı tuttum
kulağıma eğildi
sesini toplamıştım
avuçlarımda, uykusu kaçmış eflatun gecelerde salladım salladım
sevgimi türkülerimde büyütmüştüm
Ve şimdi İstanbul dinle beni
dudaklarımda kesilen tebessümde takılıp kaldım
ve üstüste,toprağın bile kaldıramadığı ses beton oldu
koca bir çığlık düştü göğün karanlığına saldım
yıldırımlar dondu
susmanın kalesine
kilitledim kendimi
aklımın akan yalnızlığına set çektim heybetli bendimi
saçlarım ve parmak aralarımın arasında değil artık
paramparça,permeperişan bir sevdadan kalan hıçkırık
gözlerimdeki tek kare donan bir fotoğrafta
yırtık pırtık...
şu an
şu dakika yemin olsun
öfkelerimi eflatun gecelerine katıp
lodosunda kürek çektiğim sahiline yatıp
yalınayak zemberide
gözyaşlarımı salıvereceğim enginlerin sevinsin diye
ve sen İstanbul
yeter ki kıyılarında bana an bul!
nefessiz kelimesiz ve hatta harfsiz
ay ışığında,kaybolan renklerimi toplayacağım sessiz sessiz
İstanbul! şair ağlamaz
mürekkep döker kağıda yaş yerine
derler ama
ben şair değilim
ben ağlarım
karanlıklara kibrit yakarak ışığı arayan mumum
is'imle yazar çizerim
biriktirirken sevdamı
bir nefeste gözlerimi yumar
sevdamın kır saçlarında uyurum
türkü olurum diyar diyar...
her zemheride eririm
katar katar ağlarım
zindanlarından şehrin ışıklarına bakar bakar ağlarım
ve hüznümü gecenin koynuna yakar yakar ağlarım
Sen İstanbul
yeter ki bana tan bul!
hasret ülkesindeki efsaneleri öbek öbek yaktığım
sihrinde bile acıları tattığım
şehirlerinde avare dolaştığım sevdamı paslı kilidine taktığım
bu isi de kilitledim sandık odama
şu an şu dakika sen beni bul İstanbul
babamın şapkası,kaşkolu,asâsında
annemin lavanta torbasında...