Sessizliğin Yükü
"Kelamın bittiği yerde, sükûtun çığlığı başlar."
Yılların yorgunluğunu sırtlamış bir akşamüstü,
Eski bir ahşap pencerenin kenarında,
Gözlerimde şehrin alaca karanlığı...
Vay benim bitmeyen özlemlerim,
Vay benim suskunluğum...
Tarih sayfalarında unutulmuş mürekkep izleri,
Zaman sere serpe uzanmış zamansızlığın üstünde.
Benim gönlümde hakikat sevdası;
Bir dize kadar derin,
Bir nefes kadar yakın,
Bir/az da içimdeki fırtına kadar serkeş...
Ah! Ben bu kelamımı kimlere anlatayım?
Anlamazların kalabalığında,
Kendi yalnızlığına sığınmış bir garibim.
Sözün değerini pul eden düzende,
Koyun beni bir kitabın sararmış sayfasına,
Kuytu ve derin bir heceye,
Harf/siz öleyim...
Kaç kere geldik yolun sonuna, bilir misiniz?
Kaç kere mürekkebi yüreğimize döktük,
Kaç kere sessizce yutkunduk?
Anladım ki şimdi ben,
Sözün yetmediği o derin boşluktayım...
Memleketimde,
Aydınların,
Şairlerin,
Yazarların,
Sözü ziyan edenlerin candan bihaber olduğu bir çağda;
Şimdi bir/az da
Sözün hakkını vermeyen kağıtlar utansın...