Şimdi Hangi Masalın Ortasında Susulur
This poem was selected as the poem of the day on 09.06.2026.
Önce çocuk sesleri sustu avluda.
Sonra balkon demirine bağlanmış bir uçurtmanın
içine dolan rüzgârdı konuşan,
mevsimi geçmiş bir günah gibi.
O vakit anlaşıldı
külün de bazen maviye çaldığı.
Bir tüfeğin dipçiğinde unutulmuş çiçek tohumlarından
ve gıcırdayan tahta merdivenlerden
sorumlu tuttular beni.
İncecikti…
İşte tam şuramda
bir trenin sonsuzca uzaklaştığı o istasyon
ve raylara sıkışmış bir kelebeğin
henüz kurumamış lekesi.
Hangi makas kesti iyileşmeyi kökünden?
Hangi yeminle bağlandı bileklerimize
deniz kabuklarının içindeki o derin uğultu?
“Ölmek için fazla erken,” diyordu doktor;
sevmek içinse çoktan geç kaldığımızı
bir falcının fincanındaki
dilsiz telve haykırıyordu.
Şimdi soruyorum:
Ey kalbimizi kum saatine çeviren,
ey gölgemizi bir ağaçtan ayıran şey,
bu taşan süt müdür sofradaki?
Hatırlamak mıdır bu imkânsız maviliği?
Yoksa göğsümüze saplanıp kalan
o kırık ibriğin soğukluğu mudur?
Şimdi hangi masalın ortasında susulur?
Hangi mevsimin tülbendine sarılır bu titreme?
Annemin ilaç saatleri geçti çoktan.
Babaannemin tığ oyalarında kaybolan
o son turna kuşu yok mu —
gökyüzüne geri veremediğimiz…
Ne zaman birinin adını ansam,
bahçemizdeki incir ağacı
sütlenir gecenin bir vakti.
Ve kimse bilmez
köklerinin cehenneme değdiğini.
Balkon kapısında unutulmuş bir gelinlikti çocukluğum;
tüllerinde sararmış sigara lekeleri.
O mahzende kilitli kalan ikiz kardeşim ki
hep onun yerine konuştum sofrada;
onun yerine sustum,
onun yerine kesildi saçlarım
aynanın karşısında.
Şimdi çıplak omuzlarımda büyüyen
o yanlış kanatlar
her uçuş denemesinde
tavan arasına sızan yağmur sularına çarpıyor.
Ben ne zaman göğe niyetlensem,
evin çatısından eski bir korku damlıyor.
Ellerime bakıyorum, ey seyirci;
bu çizgilerden hangisi bir cinayete açılır,
hangisi bir duanın tespihinde düğümlenir?
Bir serçenin kopmuş başını
kim diker gövdesine?
Hangi terzi sökebilir
bu utancı yakamdan?
Çünkü gözlerim
yırtılmış düğme iliklerinde unutulmuş;
çünkü boğazım bir arı kovanı,
her yaz ikindisinde yeniden çatlayan.
Şimdi dağıtın ne varsa ortada.
Kırmızı fayanslara çarpıp parçalansın sesim.
O kırık aynaların her parçasında
kendi yüzümle boğuşsun ölüm.
Susmanın da bir tınısı varmış meğer.
Upuzun koridorlarında
o devlet hastanesinin
Öğrendim:
En çok susan,
en derinden kanarmış.