Sis
Çok sisler sardı etrafımı, farklıydı renkleri
Orduları farklı, sonucu aynı savaşlar bitimi
Çıplak yağmur altında bilinenin inkârına koşmak
Her dağılışında aynı zehir vadisinde kendini bulmak
Her inkâr ruha kelepçe, her kelepçe yeni bir sis
Baldıran zehri damıtır yüreğim vadilere
Son sis olmalı der kalbim, ruhum teselli bulutlara gebe
Sisler içinde beslerim, ölüm çiçeklerim kardelen olur
Her resim aciz ruh, her gören zehrim doldurur
Her koparış bin sürgün, her sürgün bin zehir
Son dileğim, bu son alaca sis mi?
Sen koy adını, sahtekârlığa ceza isteği mi?
Ölüm yok der bilge, ceza insan olduğu hatırlamaktır aslında
Ölüme direnmektir cezam, zehre aç topraklarda
Her dilek bin yokluk, her yokluk bin ceza
Görmeden koş diyorsun, rüzgârı duymak için
Duymadan koş diyorsun, sesi bulmak için
Uzat diyorsun elini, ben yağmur, sen tohum ol bağrımda
Eski öldü artık, yeni sürgünüm kollarında
Her rüzgâr bin ses, her ses bin umut
Sen olmak, sende doğmaktır sevgin
Biz yapacağım der, yakamoz gözlerin
Tut elimi bir tanem, hazırım ışığına
Ruhundan bir parça, yüreğinde aşk olmaya
Öksüzlüğüme son, dallarıma tomurcuktur yüreğin
Görmeden koştum, rüzgârım oldun
Duymadan koştum, sesim oldun
İşte elim, adımız umut olsun yarına
Yağmur biz, doğa biz, tohum biz yaşama
Tükendi sisler, sevmek zamanı insanca
Yüreği sevgiye adanmış kutsal kadına.....