Siyah Saydam Sarı Yalnız
Bir kelimelik ömrü kalmıştı şiirin
Tükenmeye yakın aşklara karşın
Kurşunlar savuran dudakları görmüştüm
Gökyüzünü arşınlayan gözlerde karamsar
Bir sabah vakti zeytin olmuştum
İri, siyah ve acı...
Henüz kokusu tadılmamış bir sabah tütsüsünde
Dudaklarına konmuştum
Kuşlardan af diliyorum, kanat hırsızıyım...
Maviye başka bir isim vermiş olsam
Mutlaka sonbahar olurdu tutkusu ufkun
Çıplak bir ağaca dokunsam utanırdı
Ya da ellerimi uzatsam yağmura, kıskanırdı
Bütün damlaları küserdi, söz dinlemez denizin
Yeryüzüne yüzükoyun uzanmış gözlerde karamsar
Bir gece vakti ekmek olmuştum
Küçük, sarı ve acı...
Henüz görüntüsü belirmemiş bir gece örtüsünde
Dudaklarına düşmüştüm
Yağmurdan af diliyorum, damla hırsızıyım...
Öyle özlem ki gözleri kısık bir haykırıştı zaman
Öyle bir an ki anlatamazsın ruhuna dokunan sesleri
Çığlığın çığlıkla öpüştüğü vakitlerin birinde
Yarı baygın bir baykuş gözüydü geceyi emen
Bir ayağı kırık sandalyede oturan gölgeydi...
Bir ayağına ışık serpen pencerenin dibinde karamsar
Bir ikindi vakti seni bulmuştum
İnce, saydam ve acı...
Henüz bedeni yaratılmamış bir ikindi öyküsünde
Bedenimi sunmuştum
Ruhumdan af diliyorum, yaşamak hırsızıyım
Yağmurun ruhu olmaz diyordu toprak kokusu
Bir içimlik geceydi bir içimlik sabah bir içimlik ikindi
Söylendikçe kolları uzayan bir şarkının ellerinden tutarak
Dilimi uçurmuştum bir nefes bültenine
Öfkeyi ve korkuyu düşünmek alenice
Ya da tutkuyu ve rahatlığı düşünmek delice
Yaşanmamış bir sevginin beklentisi içinde doludizgin
Bir ölüm vakti hayat olmuştum
Uzun, yalnız ve acı...
Henüz yaşamayı öğrenememiş bir akıl ölçeğinde
Hayatımı sana sunmuştum
Kendimden af diliyorum, yaşatmak hırsızıyım...