Suskun Kilit
Bu şiir bir gidişin ardından susan, kendi boşluğuna yürüyen ve yönünü kaybetmiş bir yüreğin izidir...
Bir sabah
Cam gibi çatlar sessizlik
Ellerim ceplerimde,
kendi boşluğuma yürürüm
İki siyah nar tanesi
dökülür gözlerimden
ezilir kaldırımda.
Zaman,
ağzımda eriyip bitmeyen
acı bir şeker gibi
geçmiyor.
Hep aynı düşün kırıklarında dağılıyorum.
Dilimin ucunda tek kelime yanıyor,
harf harf düşüyor avuçlarıma kor gibi
Gittin.
Gittin ya
Sokaklar genişledi,
evler daraldı
Şehir,
bir kuşun göğsüne sığdı da
senin yokluğuna sığamadı.
Ben de öyle.
Ne bu şehre,
ne kendime,
ne de bu şiire.
Dokunduğu yeri yakan ellerin vardı senin
Şimdi taş kesilmiş bir nehir yatağı
Üşütmüyor da,
kesiyor değdiği yeri
Ve sen,
kaçtıkça uzayan bir gölgesin artık
bense
gölgenin bittiği yerdeki kör fener.
Avucumda hâlâ ıslak bir toprak kokusu,
yüreğimde suskun bir kilit.
Seni çözer,
beni kendine kilitler.
Senden ne dökülse
benim boşluğumu dolduruyor.
Bir bekleyiş ki
ne sabahı tanır
ne vedayı
yalnızca rüzgârın dağıttığı
o son kıvılcım düşer
ağır ağır zamanın kirpiklerine.
Bu yüzden aramızda
iki ucu da kuzeyi göstermeyen
yanık bir pusula.
Gittin.
Ve ben sana en çok,
beni terk ederken rastladım.