Ucuz Ölümler Ülkesi Anatolia- 15
This poem was selected as the poem of the day on 17.06.2026.
“Şiddet, yetersizlerin son sığınağıdır.” Isaac Asimov
1
Zorbalık üssü Anatolia’da
peşin işleniyor suçlar
yalın ayak yürüyorken sokaklarda, yolda, çarşıda,
herhangi bir yerde ve anda.
Acılar kavmi Anatolia’nın hafızasında
çoğalıyor öldürülenler.
dijital anıt sayaçta kadın isimleri
Özge’can Aslan, Şule Cet, Pınar Gültekin, İpek Er,
Rabia Naz, Kübra Yapıcı ve diğerleri.
intihar süsü vererek şekil yapıyor Anatolia.
misalen Garibe Gezer ve niceleri
karnında bebeği Goncagül Arslan,
toprağa bıraktığı not ile intihara giden.
bebek ile intihar!?
Yaşam mönüsünde, bol deterjanlı kahveden
ihmalde mahir simyacı lügat.
her 5 kişinin ortalamasıyla aptallıktan
ya kimsesizler yurdunda kimse’sizlikten
başı dara düşüp sessiz sedasız boğulan ‘Arda’ bebek.
Bilinmez sebepsizlikten 21’inde Rojin.
Ekim karasında mavi bir deryanın kıyısına itilerek
eril ölümlerden biri ile.
ülkemin Ağrı’sında mavi çiçek gözlü Leyla.
Gülnar’da solan Müslüme Yağal.
Dicle kıyısında taşlarda solan Narin.
Gözleri mimlenen cevapların körlüğünde
elif, lâm, mîm lafzına batıl
adı nokta ile henüz 6 yaşında nikâh verilen (H.K.G.)
Bıyıklı devletin akdinde
Zeytinburnu sahilde, karanlık sularda
sessiz ve çaresizce boğulan ‘Hifa.’
Herkesin bildiği üzre onlar,
kör edilen hakikatin gözleri önünde
herkesin yok saydığı üzre
kirin ve kanıksanmış çürümüşlüğün içinde
ö(ldü)rülmüş değerlerin peçesinde
ilkin insanların sahipsizliğinden
herkesin hiç kimse olduğu
onlar çocuk iken hayat nedir bilmeden daha
celladına eş kılınmış
ana iken kahır görmüş
dünyadan bihaber, bir deyyustan olma istismar
şirret bir kahpelikten ölüm.
2
Deneme yanılma tahtası Anatolia’da
her ölümlü musibetlerden sonra alınıyor tedbirler.
gelip okullara da dadanan şiddet ile
hoyratça kıyılan canların
oturma sıralarında dolmaz boşluğu.
omuzlara hizalanan eller ile başlayan maarif saatlerin
hayata çocukça bakan ürkekliği.
Ümüğü sıkılan tevhid-i tedrisat’ın
nostaljik bir anımsayışıdır
adı artık mahalle olarak geçen köylerin enstitüleri.
okullarda hedef noktaya taşımalı alfabeden
daha hızla varıyor akran zorbalığı.
Yatay linçin mobing merkezi Anatolia’da
kinli zamanın kanlı ellerinde
sırtından vurulan Fatma Nur Öğretmen’den
‘ırmak’a varan sürgünde intiharlar.
Harflerle büyümeyi öğret(m)enlere
kırk yıllık köleliği hiç yere d/eviriyor mahpusluk.
Ey buluğ yaşın cenderesinde sesinden vurulan abece!
müfredatını yitiriyor sözcükler.
biat ettikçe yüklemler gizli öznelere
d/emir kipleriyle kurulan cümlelerde
tonu kana dönüşüyor sevilen kırmızıların.
3
Ey, acılar kavli Anatolia!
Söyle;
mesela bir ölüm kaç doğuma bedel,
öldürülenin ardından yaşamaksa,
kaç kişi ölü kalıyor hayatta?
Ey “Bebekten katil yetiştiren karanlık!”
Ey, tarifsiz çürüme!
söyle nasıl iyileşir,
kalanların b/ilenmiş bıçakta izi ağır sancılar,
c/an harıyla k/an tutmuş yaşanmışlıklar?
Mesela, nasıl bırakılır kör bir bıçağın paslı ucuna
gencecik ömürler.
sefil sokakların kanlı dişlerinde
kim anlayabilir geleceğini yitirenlerin hayal/t kırıklığını?
Mesela nasıl açıklanır bıçak uçlu ölüm hıncı,
nasıl kalır, dehşetin döşte yarası, demir kesiği
ya da serseri kurşunun kalplerde bıraktığı ebedi acı?
Uğurlanıp gidenlerin ardından
mesela yeniden nasıl gidilir
hep yanacak kırklanmış son mum ile
acıda duran ölmüş evlere,
içte devinip duran anımsayışın dehşeti içinde
nasıl bakılır kederli eşyalara,
nasıl dokunur insan
daha üzerinde ten kokusu kalan giysilere,
sonra gözler nasıl yumulur
karanlığın girdabında sabah olmaz yarınlara?
D/olmaz yeri hiç,
sofralarda boş bir tabak ve kaşığın verdiği boşluk.
korkunç suskusu kalır geriye
her bakıldığında telefonda duran isimlerin.
adların ağırlığı çöker üstüne
ve arayıp sesini duyma isteği jilet gibi keser içini,
el varamaz silmeye.
Düşer insan bakılan resimlerdeki
donmuş anı denizine.
batar özlemin kaosuna,
sessizliğin sonsuz derinliğine.
dayanmaz, kav olur yürek.
Sonra, hayata kaldığı yerden devam etmenin yükü
çöker insanın üstüne.
günlük işlerin telaşesinde
bir yerinden yeniden tutunmanın isteği
dikiş atar yaşama.
Sorguladığın ve anlamaya çalıştığın
ölüm ve hayat; yaradılış ve varlık
ruhuna yapışan akıl ve duygular
tok tutar yaşama açlığını.
donuk nehirler gibi ağır ağır çözülünce buzların
alışmanın sabırlı ellerinde
gülmeye yeniden başlamanın mahcupluğunda
gelip mıh gibi çakılır aklına o en sevdiklerin.
4
Ey rüyasını yitirenlerin hayal/t kırıklığı Anatolia
bakışları kanayan kentlerde
en can yerinden boynu kırılır karanfillerin.
kinli zamanın kanlı ellerinde çoğalan kir,
sefil sokaklarda durmadan t/ürüyor köpek dişli kötülük!
Ey silueti taşlarla kırılan ‘Narin’ yüzlü sular,
yan bakılan merhamet ‘Atlas’ı.
Ey *gözleri doğum lekeli dünya,
kalbi yanık *‘Yasemin’ ko(r)kusu
hüzün sesli yüzlerde hayf.
ey ocağına ateş düşen oğulsuzluk.
kuş sesli sadalarda yiten ömürler,
ceberut ölümün hıncı yetmezmiş gibi
kalbini de kırıyorlar mezar taşlarının...
“Bebekten katil yetiştiren karanlık!” Rakel Dink
https://www.youtube.com/watch?v=00gD5rXYfKU