Usulca Ağlarız Biz
?'hangi dilde ağlıyorsak içimize
o mevsimdir düşen şehrimize
kâh lale açar zemheride
kâh cehennem düşer kardelene?'
Biz ne zaman sarılsak uzun yün atkının içine siyah beyaz
Aşk yakar tenimizi
Gözleri kırık sevgilinin dudaklarını hissederiz gerdanımızda
Öper mi kış
Zemheriyken
Tutuşsaydı yüreklerimiz parmaklarımız sevişirken çekip kanımızı
Mayıs Mayıs kokardı Şubat
İçimizde yangınlaşan dumansız bir çıranın koru
Ölü papatyalar toplardık kırağı eşeleyip gözlerimizde üç cemre
Isıtırdık zamansız, avuçlarımızda
Havayı
Suyu
Toprağı
Güz öldürürdük
Dut ağaçlarında
Yapraklarını yapıştırıp ipek böceği tükürükleriyle
Kızıl kozalarda ölürdük
Adımız kazınırdı
Bronz bir öğlen sıcağında
Eli bahar kınası
Gelinin ipek duvağına
Ve
Düşerdik
Pembe bir cibinlik loşlaşırken
Gerdek sabahına
Bozulurdu bekâreti
Yoksunluk üşümelerinin
Kır düğünü kırık bardakları süpürürken siyah bir poşete
Biz ne zaman sarılsak uzun yün atkının ana eli kokan püsküllerine
Aşkın yarım kalmışlığı yakar gerdanımızı
Zamansız mevsimler ısıtırız tenimizde
Demli çay kıvamında kavrulur genzimiz
Ağustos kokar Şubat.
Kar zerreleri
Yıldızlaşırken gökte
Güneşe çizilir resmimiz
Buruk bir sancı düşer böğrümüze
Gökte tavlanan hançer misali
Saplanır göğsümüzde
Çekicin örse vurduğu gibi
Sert senfonik ezgileri
Yalarken alazı kirpiklerimizi
Öyle düşer çiy taneleri
Uykusunu bölen ölü topraklarına usulca
Usulca ağlarız biz
Buzlaşır gamzelerimiz
Pimi çekilen fırtınalarda....