Yasın Perdelediği Sesler
/kaç sabah geçti dudaklarından
açıldığında cehenneminden
cennete yol giden
tan ağarırken gözlerinde uykunun
ninnisi ezanla kaç sabah geçti
kaçmadan sabahlar
istersen yine okurum.../
ezan
sırtından irkilen cümleler damlasıdır
korku ile ecele koşan mürşidin duası
kimsenin kimsede kalmaz ahı
toprakla büyüyen bir candan
geriye kalandır ahir ömür zamanı
kelebek kanatlarında yazılı ayetleri oku
el sür
sürmenin ötesine hapsedilmiş
günahı gamzesinden öpen
soğuk taşlardaki yüzüme el sür
bir heceden diğerine uzadıkça mukabele
alnımda koygunlaşan çizgiye dönüşüyor
titrek ve korkak bir çığlığın
aşk'ı hatim etmesi
bilmediğim tende kıldığım farzlar
yağlı urgan misali boynumda şükür
la ilâhe illallah
ruhum korkma... o da edâ ediyor
koşun koşun koşun
aşk'a koşun
meylini dökmüş
kapılarını açmış tanrının kucağında aşk'la coşun
kutsanmış bir cuma günü yıkılıyor
kalbinde aşk'ın mabedi
araf başı yapan berber
sebatkâr dilime perdah çekiyor
az sövsem günahkâr
çok sövsem bana kâr
iğdiş edip bıraktığın sevmelerim çığlık çığlığa
kimin kapısını çalsam
içerde yasın perdelediği sesler
ki
ezandır
son satırına koşan sesimin yalnızlığı
bu şehrin yağmurlarını taşıyan martı kanatlarında...
alicengizoyunu
(...sabah ezanıydı...göğüs kafesimi delip, çıkamadın...işte bu yüzden bedenim yatsılara hapis...)