Yürüyen Şato
açı; aramızda daralmayan yoğun uzamsal mesafe
kim bu enine boyuna viran, boyna paramparça
ağlayan, balıkçıların ve örümceklerin sık ağlarıyla
kapı aralığı duran, su körü, okyanus lehçesiz ak
uskumru hangi mecalsiz kayıp kıyımızdan çıkma
küf duvarları dışa döner kanlı şafak vakitleri
bir; duvarlar dışa döndü mü bu kara yağmur
bu vahşi sarmaşıklar ormanında
insanlar tanır Leydi Machbeth'i
ve yüksek mertebeden Bursal imalatı
iktidar hançerini
iki; ay ışığı sonatı duvarlarda öldü mü
sarkaçların kararttığı kuyularda bekler
Poe- yabancılaşma esiri
merdivenler ardın trabzansız, ardından çürük
dip; mercanların ve senin bulunmadığın o
meşhur yüzeysel yüzey
panik içerisinde, kırılan zamanlar holü
yurdumsun kanunu yürürlüğe girdiğinden beri
seninle ilgisi yok akşamsefaları müddetince
kanatır böyle avuç çizgilerimi boz gül dikenleri
ki hep çocuk aydınlığı üzerinden mi geçer
vagon camları yılgın
sallantıda ömürlü gece trenleri
ki hep büyüdükçe mi tükenir
uzun yol şiirleri
şu camdan kısrak yalan
sen yalan olamayacak denli güzel
gerçek
...
uğultulu tepelerin üzerinde kurulu şato
toparlan, an gidip dönememe saati...