Ayrılık
tarihini tam olarak anımsayamadığım bir gündü, bir anadolu şehri otogarında, istanbul otobüslerinin kalkmasına çok az bir vakit vardı. etrafta bagajlarını yerleştirmek için bekleyen yolcular ve onları uğurlamak için gelen yakınlarının oluşturduğu kalabalıkta onlarca konuşma, vedalaşma sesiyle "aşağıda istanbul yolcusu kalmasın" sesleri birbirine karışıyordu. bu hengame arasında birbirine sarılmakta ve kalan son zamanı da değerlendirme çabası içinde olan bir çift çarptı gözüme. rahat tavırlarından üniversite öğrencisi oldukları aşikardı. sarılmaları o kadar içten ve dokunaklıydı ki.. sonra otobüsün kalkış vakti geldi. erkek olan sevdiğinden ayrılarak otobüsteki yerini aldı, kız ise devamlı ona bakıyor ve el sallıyordu. o kadar zor ve güç görünüyordu ki, onlar için ayrılık. kızın neredeyse ağlayacağını düşünmüştüm.. buraya kadar her şey normal yani olması gereken gibiydi..
sonra otobüs yola koyulmak için gerekli ilk hamleyi yaparak geri geri perondan çıkmaya başladı. daha otobüs terminali tam olarak terk etmemişti ki, kız daha önceki sergilediği tutumun tam tersini sergileyerek, büyük bir mutluluk ve heyecanla, arkasına bile bakmadan perondan hızlı adımlarla ayrıldı.
ne oluyordu böyle, nasıl bir iki yüzlülüktü bu, ayrılık acı vermesi gerekirken haz veriyordu. sanki hüzünlü bir tiyatro oyunu bitmiş de, oyuncular neşe ile seyircileri selamlar olmuşlardı.