Gülümseyen Sarı Yaprak
This piece was featured as the selection of the day on 28.03.2013.
Sonbaharla birlikte rüzgarlar daha bir sert, bir o kadar da acımadan yoksun esmeye başlamıştı. Karşısına ne gelirse gelsin alıp götürüyordu, olabildikçe uzaklara.
Sarı Yaprak, gittikçe gücünü kaybettiğini hissediyordu. Ama elinden gelen bir şey de yoktu. Her geçen gün soğuyan hava, umutlarını da alıp götürüyordu. Ancak, bazı günler açan güneş, yüreğini öyle çok ısıtıyordu ki, kaybettiği umutları da bir anda dönüveriyordu.
Bütün yaz 'ben daha yukardayım' diye böbürlenen yapraklar, ilkin inmeye başladı toprağa. Giderken ağlıyorlardı. Onların gidişiyle Sarı Yaprak'ın korkusu da artmıştı.
Çok üşüdüğü ekim gecelerinde, dünyaya merhaba merhaba dediği anları anımsıyordu. Oysa daha yedi ay bile geçmemişti. Ne kadar diri ve güçlüydü. Bir o kadar da istekli ve umutlu. Binlerce ses 'merhaba güzel dünya' diyerek büyük bir koro oluşturmuş gibiydi.
Ziyaretçileri de hiç eksik olmuyordu. Rengarenk tüyleriyle birbirine güzellik gösterisine çıkan yüzlerce kuş, gelip dallarına konuveriyordu, hiç beklemedikleri bir zamanda.
Dünya'ya merhaba dedikleri çiçekler zamanla meyveye dönmüş, gün geçtikçe de sığmaz olmuşlardı bulundukları yerlere. Ve çocuklar...
Güneş etkisini artırdıkça daha da çoğalıyorlardı. En az kuşlarınki kadar doğal, çiçekler kadar güzel, yapraklar kadar temiz çocuklar.
Doğa Ana yönetmenliğe soyunmuş, sahneyi bütün ögeleriyle en güzel hale getirmişti. Sarı Yaprak, o günlerin hiç bitmeyeceğini düşünmüştü. Nerden bilsin? İlk kez yaşıyordu ve yaşayarak öğreniyordu.
Önce kuşlar çekildi sahneden. Sürüler halinde güneye doğru kanat sallayarak gözden kayboldular.
Sonra çocuklar... Okulların açılması ve havaların serinlemesiyle onlar da uğramaz olmuşlardı.
Ve büyüdükçe şişen elmalar. Onların da gitmesiyle yapraklar neye uğradıklarını şaşırmış, paniklemeye başlamışlardı. Ekim geceleri soğuk geçiyordu. Sarı Yaprak, birazcık ısınabilmek için dört gözle sabahı bekliyordu. Ama bu sabah farklıydı. Güneş'e rağmen üşümesi geçmemişti. Üzerlerini buz gibi beyaz bir örtü kaplamıştı.
'Son günlerde adını sıkça duyduğum kar, bu muydu acaba' diye geçirdi içinden. Tıpkı onun gibi diğer yapraklar da bu örtünün kar olup olmadığını merak ediyordu. Onların merakını anlayan Elma Ağacı seslendi ve: -Hayır bu kar değil, kırağı. Dedi.
Yapraklar kendi aralarında konuşurken, birileri daha düşüyordu toprağa. Düşenlerin sayısı da her geçen gün artarak devam ediyordu. Sarı Yaprak, artık daha iyi anlıyordu. Bu son'dan kaçış yoktu. Kabullenmek korkusunu da alıp götürmeye yetmişti. Korkuyla geçen günler yerine, doya doya yaşanılan son anlar olmalıydı.
Bu fikrini arkadaşlarına da söyledi. Onlar da kabullenmenin doğru olduğuna karar verdiler. Birlikte aldıkları kararla karamsarlığa son verdiler. Artık hep birlikte şarkılar söyleyerek uğurluyorlardı toprağa düşen arkadaşlarını. Gidenler de ağlamıyor ve korkmuyorlardı.
Günler geçtikçe yapraklar, dallar tamamen görünecek şekilde azalmıştı. Sarı Yaprak, bir an kendini hafiflemiş hissetti, düşüyordu. Elma Ağacı gülümseyerek: -Güle güle, dedi.
Sarı Yaprak, süzüle süzle yere düşerken: -Kısa da olsa yaşamak güzeldi, dedi ve yerdeki yaprak yığınının arasında kayboldu.
Birkaç gün sonra bahçenin sahibi yaşlı adam, yaprakları toplayıp bir çuvala yerleştiriyordu ki bir an duraksadı. Yerdeki yaprakların arasında gülümseyerek gözlerini kapatmış olan Sarı Yaprak'ı fark etmişti. 2011-Çorum