Haram Çiçeği
This piece was featured as the selection of the day on 07.11.2014.
Sıkıntı girizgah'ta saklıydı. Alaycı kuşlardan habersiz biriken, ilişkiden sarkan yükü devleşince, An itibariyle sızdı geceye. Pek tabi biliyorsunuz. O genç kadının eksik dediği ilgi, Adama göre çocuktan bir sebepti. Haksızdı. Çokgenlerde kendini kaybetmişti çünkü. Dedim ya, uykunun güçlü kollarına bırakmıştı kendini. Pencerenin aralığından giren müzikal sessizlik, dövmelerine damlıyordu. Eriyen mum gibiydi odanın sıcaklığı. Kasıklarında kadınların sürüngenliği. Yukarılara çıkıldıkça, omuzlarından saçlarına akan ıslak kanlar ordusu. Yılanların uzun kırmızı tırnakları vardı. Ana kraliçe Güneş'in doğmasını engelliyordu. Kanın kokusunu alan Dolunay sarmaşıkları, odaya sinsice yaklaşırken, ölümcül bir his çınlıyordu sahibinin kulaklarında. Çınlamalar yerini çığlıklara bıraktı. İblis suratlı Azrail görünüyordu az ötede. Yaklaştı, yaklaştı ve... O hışımla yatağından uyandı adam.
- Ah, sadece bir rüyaymış.
Telefon çalıyordu durmadan. Koşar adımla eli telefona uzandı.
- Alo
- Uyuduğunu biliyordum; ama kaç saattir arıyorum. Bu ne derin uykuymuş böyle.
- Hiç sorma Aliş. Kötü bir kabus gördüm.
- Kaan !
- Efendim
- Ben gidiyorum. Hoşçakal demek için aramıştım.
- Nereye gidiyorsun Aliş !
- Uzaklara...
Dıt, dıt, dıt, dııııttt... Dıt, dıt, dıt, dııııtttt...
- Alo, alo Aliş ?
Hemen odaya koştu. Saatine baktı. Saat, gece 03.03'ü gösteriyordu. Aliş'in nerede olduğunu çok iyi biliyordu. Hemen üstüne başına bir şeyler geçirip, dışarı attı kendini. Bulduğu ilk taksiye bindi.
- Kardeşim, acil terminale. Hızlı sür şu lanet arabayı.
- Emrin olur abim.
Sonunda ulaşmıştı terminale; ama ortada ne bir otobüs, ne de insana benzeyen bir şey vardı. " Allah aşkına nerede herkes " Dar acele görevliye koştu.
- Pardon, böyle uzun siyah saçlı, beyaz tenli bir bayan vardı. Otobüs bekliyordu. Gördünüz mü acaba ?
- Beyefendi bir otobüs vardı, evet; ama yarım saat önce kalktı. Zaten son otobüstü.
- Nereye gittiğini biliyor musunuz peki ?
- Bu konuda bilgi veremem, üzgünüm.
- Allah kahretsin hepinizi !
Beynelmilel kimlik yitirilişini on ikinci peronda kaybeden bu adam, Arkasına onlarca mutsuz hemfikiri alarak, boşvermişliğe yakıyordu sigarasını. Terminalde Mattafix'in o ünlü şarkısı big city life çalıyordu. Her şeyimi bu kahrolası İstanbul'da kaybettim diyordu.
Aradan yılların geçmesini, zamanın merhemliğini istemiyordu. " Bir fikir bulmalıyım, bir fikir "
Düşündü, düşündü ve düşündü. Sonra üşüdü, üşüştü, düştü kalabalıktan. Aslında yalnızca bir düştü tüm bu yaşananlar diye düşündü. Oracıkta kalakaldı. İki elini birbirine kenetledi. Boşluğa doğru bakıyordu. " Hiçlik, yokluktan iyidir demişti değil mi biri. Allah onun da belasını versin " dedi. Güç bela ayağa kalktı. Yavaş adım yürümeye başladı. Son sigarasını da yaktı. Bir an içi ısınmıştı. Gülümsedi. Tebessüm yerini kahkahalara bıraktı. Neşesi yerine gelmişti. Acaba mutluluk böyle bir şey mi Tanrım diye iç geçirdi. Eve vardığında çok yorulmuştu. Hemen soğuk duşun altına girdi. Ağladı, çok ağladı, hep ağladı. Aliş, aramamıştı. Gitmişti. Terk etmişti.
Telefon yine çalıyordu. Ah, nihayet diyerek, büyük bir sevinçle telefonu açtı.
- Alo, Aliş
- Beyefendi, adınız Kaan mı ?
- Evet, buyurun benim
- Aliş hanımefendiyi trafik kazasında kaybettik. Sol şeride geçerken, karşıdan gelen tırı görmemiş yolcu otobüsü, Ve feci bir kaza gerçekleşmiş. Yakınınız mıydı ?
Telefon elinden kaymıştı, yere çöktü. Kalbini, bedenini hissetmiyordu. Aliş'in, sonra okursun diye eline tutuşturduğu notu çıkardı pantolonunun cebinden.Ve okumaya başladı.
" Biliyorum, bütün bu olanları anlamak zor. Henüz on yedi yaşında, koskoca bir adamla neler yaşadım. Canımdın. Benim sana bakabildiğim gibi sende bana bakabilseydin demiştim ya. Umarım ne demek istediğimi anlamışsındır. Buralar cennet kokuyor. Ne kadar güzelmiş ölmek meğer. Hiçbir ruh üzmüyor beni. Ha unutmadan, hiç görmediğim annemle karşılaştım burada. Çok mutluyum, bir bilsen. Kaç kere dedim sana, hep gül diye. Sözümü yerine getiriyorsundur inşallah. Unutmadan son bir şey ekleyeyim. Kaan, ben serden geçtim. Senden değil. Bunu sakın unutma !.. "
Pencere hala açıktı. Titreyen elleriyle perdeyi araladı sonuna kadar. Geceyi izledi. Gece de onu. İçli bir masal okudu kendine. Sonra Aliş'in en çok sevdiği şarkı olan ele inat'ı mırıldandı. Havayı içine çekti. Aşk dedi. Sanırım yok olmakmış. Yine gülümsedi. Bu sefer içi acıyarak. Acı gülümsedi. Acıya gülümsedi. Sonra Tanrı ile beraber bastılar kahkahayı.
...
Ve pencereyi kapattı...