Hayat Çalarken Ben söylesem - 1 -
Tamamen yalnız kaldığını konuşamadığı, mesajlaşamadığı ya da gece bir yerlere çıkıp eğlenemediğinde değil ona ihtiyacı olan kimsenin olmadığını farkettiğinde anladı. Ne eski bir arkadaşı ne de işinden başını kaldıran annesi, yurt dışında gezip tozan babası, işi düştüğünde arayan arkadaşı... hiç kimsenin ona ihtiyacı yoktu ve olmadı. Yarı uyanık haliyle yataktan hiç kımıldamadan, tavanı seyrederek bunları düşünen Yaprak artık çok sıkılmıştı... böyle bir geleceği yok gibi görünüyordu. Yavaşca doğruldu ama sanki aniden kalkmışçasına yine başı dönüyordu. Yeterli besin tüketmediğinden olsa gerekti ki o bunu umursamıyordu. Ölmesine yakın bir süreçte yerse yine hayatta kalırdı nasıl olsa. Yatağının tam karşısında bulunan bu boy aynası son zamanlarda sinirlerini bozmaya başlamıştı. Uyanır uyanmaz karşısında bir hortlak görmek asosyallerin bile kalp hastalığına yakalanmasına sebep olabilirdi. Her şeyden vazgeçmişti ama bakımsız olup çirkin görünmek yine de sinirlerini oynatıyordu. Sessizce ayağa kalkıp bir süre evi dinledi, hiç ses yoktu yani her zaman ki gibi evde annesi yoktu. Saate baktığındaysa çoktan öğlen iki olduğunu fark etti. 'Ne kadar uyumuşum yine. Göz torbalarım olmasına şaşmamalı, hah!' dedi ve yavaşça yatağının yanında bulunan küçük, krem tonlarında ki tek çekmeceli komidinin üstünden dinlendirici gözlüklerini alıp gözüne taktı. Her yere saçmış olduğu kirli kıyafetlerini topla oynuyormuşçasına tekmeleyerek tek bir yere topladı. Sonra da hepsini kucaklayarak banyoya gitti. Kirli sepetine attıktan sonra aynaya doğru doğruldu, cildinden hep nefret ederdi ama son zamanlarda bir şeyler yemeyerek yağlı yiyeceklerden de uzak durmuştu. Buda cildinin toparlanmasına neden olmuştu. 'ne tuhaf cildim var ya önceden söyleseydi yağlılardan uzak dururdum ki zaten. Kafa mı buluyor benle... kendimle de konuşmaya başladım. Yey benden de mutlusu yok. O değil cildim benimle mi konuşacak, hahaha!' elini ve yüzünü yıkadı, dişlerini fırçalayacaktı ki artık fırçasını değiştirmesi gerektiğini düşünerek fırçayı çöpe fırlattı. Annesi temizlik konularında pimpirikli bir kadındı, özellikle de kişisel bakım konusunda. Bu yüzden mutlaka çekmecelerin birinden yedek bir diş fırçası çıkacağına emindi. Tüm çekmeceleri kurcaladıktan sonra sonunda beşinci çekmece de üç tane yedek fırça buldu. Şimdi her zaman ki gibi asıl rengi seçmeye gelmiş olmalıydı. Pembe ve beyaz olan mı, kırmızı ve beyaz olan mı yoksa yeşil ve fırçası beyaz olan mı? 'Imm sanırım her zaman ki gibi favorim yeşilden gitmeliyim' diye mırıldandı. Dişlerini de fırçaladıktan sonra kendini annesinin iki ay boyunca deli gibi tüm katalogları alt üst edip zor zar karar verdiği yumuşacık kanepeye fırlattı. Şeker pembesi olup yastıklarının rengarenk olduğu bu koltuk annesinin şu lafıyla seçilmişti 'Benim genç bir kızım var ve ben de genç ruhlu hemde hala güzenliğini koruyan bir anneyim. Elbette genç işi bir şeyler seçeceğim ki kızımın arkadaşları bu eve geldiğinde nasıl zevkli bir annesi olduğunu görsünler.' Aklı fikri gösterişte olan annesini hatırlayınca yüzü ekşidi tamamen mayışma dan beyaz siyah puantiyeli yumuşacık halıya basarak amerikan tarzı mutfaklarına geçti. Bu halıyı çok seviyordu, yumuşacıktı ve onu gıdıklandırıyordu. Annesi yemek konusunda da pimpiriklenmeye başlamıştı son zamanlarda. Dolapta bir şeyler eksilmediğini ve kızının pek bir şey yemediğini fark etmiş olacak ki dün akşam fazladan yemek yapmış buzdolabının da üstüne 'YEMEKLERİ YE!' diye not bırakmıştı. Bir ahh çeken Yaprak çaresizce dolaptan çıkardığı yayla çorbasını ısıtmak için ocağaı yaktı. Yayla çorbasını severdi aslında yemek yemeyi çok severdi. Ama kendine çeki düzen vermek için hiç bir nedeni yoktu. Derken telefonu çaldı arayan sınıf arkadaşı Mert idi. 'Efendim?' 'Ah bu ne kibarlık Yaprak Hanım. Yüzünüzü demeyeceğim sesinizi duyan bile cennetlik doğrusu. Üniversite sınavlarına hazırlanmak için okula dilekçe verdiğinden beri hiç haber alamıyoruz senden?' 'Şey, işte yoğun çalışıyorum bilirsin Boğaziçini istiyorum. Çok çalışmam gerekiyor, e sınıftakiler nasıl?' 'İyiler, onları boşver de ben yarın doğum günü partisi veriyorum. Ehh on sekizinci yaşıma giriyorum. Bir bizim okulu partiyle sallamam lazım. Ayrıca güzel kızlarda olmalı değil mi? Bu yüzden senin gibi bi güzellik gelmezse on sekizinci yaşımın kabus gibi geçeceğine hiç şüphe yok Yaprak, lütfen gel olur mu?' 'Ama çok ani oldu, ben hemen nasıl karar veririm? Hem annemin de haberi yok. Akşam yediden önce de gelmez.' 'Arayıp sorarsın sen ben bekliyorum hadi.' Telefonu yüzüne kapatılan Yaprak bir an afalladı. Açıkçası mutlu olmuştu bir patiye davet edilmekten çünkü bu ilkti. Çok güzel bir kız olmasına rağmen pek sevilen, arkadaş canlısı, eğlenceli bir kız değildi sınıf arkadaşlarına göre. Tam tersi açması zor, çekingen ve günümüz avrupa ilişkilerini açık olmayan bir kızdı. Yayla çorbasının altını kapatıp odasına doğru yöneldi. Amerikan kapının solunda kalan çapraz duran çalışma masasının üstü savaş alanı gibiydi. Test kitapları, romanlar ve bir çok ıvır zıvır eşya, en altta kalan lap topu içlerinden alarak yatağının üstüne zıpladı. Sade bir yatağı vardı, yeşil çiçeklerle süslenmiş beyaz bir nevresim takımı biraz şaşalı durmasına neden oluyordu. Lap topu çabucak açıp annesine bir mail attı.
Sevgili anneciğim. Az önce sınıf arkadaşım Mert beni aradı ve yarın ki doğum günü partisine davet etti. Eğer izin verirsen gitmek istiyorum. Derslerimden geri kalmayacağım söz veriyorum! Ama sorun şu ki yarına uygun giyecek hiç bir şeyim yok. Ne yapmalıyım?
Yatağa iyice yayıldı nasılsa annesi bunu geç görürdü. O sırada annesine sorduğu soruyu düşünüyordu ki annesinin bir devlet memuru olduğunu ve maillerini hep kontrol ettiğini hatırladı. Hemen maillerini kontrol etti ve cevabı gerçekten de gelmişti.
Tatlımmm... bu fırsatı kaçırmamalısın. Akşam eve geldiğim de hazır ol. Üstümü değiştirdiğim gibi AVM'ye gidip sana elbise bakacağız. Hemde Mert davet etmişti değil mi? Şu havalı saçları olan, uzun boylu ve fiziği düzgün olan çocuk. Ahh kızım bu fırsat kaçmaz.
Annesinin bu gereksiz detaya takılmasına sinir olmuştu. Hem de sınıftakilerin boylarını, kilolarını ve tiplerini annesi nedense hep ondan daha iyi bilirdi. Gözlerini fal taşı gibi açmış kızı kız kurusu olmasın diye avlarını belirliyordu sanki. Bu onu rahatsız etmişti. Duş aldı, saçını bile yaptı. Dümdüz saçlarını köpükle dalgalandırıp şekil vermişti. Sonra annesinin odasına gidip solgun yüzü için biraz makyaj yaptı. Kapatıcı, pudra, allık, göz kalemi bide parlatıcı. Abartmaya gerek yoktu. İsimlerini sayınca kendini boyamış gibi hissetse de yüzüne baktığında hafif bir canlılıktan başka bir şey göremiyordu. Hızlı adımlarla odasına gitti ve ne giyeceğine baktı. Evden çıkmadığından kirli olan kıyafetleri hep evde giyeceği tarzda ki şeylerdi zaten. Mini ve günlük bir elbise çıkardı. Annesi geçen yaz bunu ona zorla çok yakıştığını iddia ederek aldırmıştı. Giydiğini görürse sevinirdi sanırım. Pudra pembesi ve dantel desenli bu elbise onu açmış cici bir kız gibi görünmesine neden olmuştu. Giyeceği krem rengi babetler ve uygun bir çantada buldu. Bu sefer yatağının karşısında ki boy aynasının karşısına geçti. 'Yeter her gün her gün çirkin uyandığın. Kimsenin sana ihtiyacı yoksa tek suç senin. Bir kere bile poponu yatağından kaldırıp millete neyin var diye sordun mu ki onlarda sana sorsun? Bencil misin ne? Neyse artık senin için hayat yeni başlıyor!' dedi ve aynaya bir öpücük kondurup annesinin eve dönmesini bekledi.