Kahraman Poe
This piece was featured as the selection of the day on 28.01.2015.
Hayatında ihmal ettiği eski sevgilileri, birkaç parça özel gün ve onlara haksızlık ettiğini düşündüğü biricik ailesi dışında iyiydi. Tüm bunları sabahın köründe uyandığında, yaktığı sigarasıyla birlikte düşünmüştü. ' Ah kahretsin, yine işe geç kaldım ' diyerek, hemen gömleğini giymiş ve kravatını bağlamıştı. Günlüğünü de yanına alan Poe, müşterilerinin e-postalarını okurken ona yardımcı olacağını düşünüyordu. İşe vardığında nerede kaldın aptal herif diyen patronuna, Poe mektupların iyice birikti ahbap diyen arkadaşlarına umursamaz bir tavır sergileyerek geçti kendi masasının başına. ' Bir bakalım, bize neler gelmiş bugün. Bu değil, bu işe yaramaz, hm, bu iyi bir şeye benziyor. " diyerek Natalie'nin yazdığı mektuba bir göz atmıştı. Mektupta, Japonya'nın Amerika'ya savaş ilan ettiğini, henüz Amerika'nın bundan haberi olmadığını, kendisinin ajan olduğunu ve bu mektubumu önemsemeniz gerekiyor yazılıydı. ' Şaka mı bu " diyerek, dışarı çıkıp bir sigara daha yaktı.
-
Biliyor musun Edward
-
Neyi biliyor muyum?
-
Bize Japonya tarafından savaş ilan edilmiş.
-
Ne saçmalıyorsun sen adamım!
-
Ah, bende saçma buldum, boş ver.
Aradan geçen zaman zarfları neticesinde, her geçen gün e-postasına Natalie tarafından değişik bildirimler, mesajlar geliyor, işçi ? ajan ilişkisi yerini heyecan verici bir arkadaşlığa dönüştürüyordu.
-
Sen nerelisin Natalie?
-
California, sen?
-
Arizona bebeğim. Bir şey soracağım sana, neden ben, yani neden beni seçtin?
-
Neden mi sen, neden mi sen! Tanrım göremiyor musun, en iyi mektup yazan, en iyi yazı diline sahip olan kişi sensin Poe
-
Anlayamıyorum Natalie, bunun kalem gücüyle ne alakası var şimdi. Bir sürü devlet büyüğü varken...
-
Roosevelt'e bir yazı yazacaksın Poe. Seni bu yüzden seçtim.
-
Bir savaş var mı yok mu onu bile bilmiyoruz.
-
Sen dediğimi yap Poe. Derhal bir yazı yazmalısın Amerikan başkanına.
O akşam eve geldiğinde, kafasında geçenlere, hislerine bir anlam veremiyor; ama içinde devlet adamına mektup yazmak için derinlerinde büyük bir güç hissediyordu. Kendine bir kahve yapıp, geçti bilgisayarının başına ve yazmaya başladı. Yazarken kendisine canın cehenneme Japonya demekten çekinmiyor, bir orospu yüzünden ne hallere düştüm diyerek, feminist kadınlara olan isyanını dile getiriyordu. Roosevelt'e yazdığı yazıdan bu yana tam 3 ay geçmişti. Tarih 6 Aralık 1941'i gösteriyordu. Yüreğinin derinlerinde müthiş bir acı hissediyordu. ' Bir şeyler olacak; ama ne. ' Sabah bomba sesleriyle yatağından zıplayarak uyanan Poe, ' Tanrı aşkına neler oluyor ' diyerek yatağının sağ üst çekmecesine kilitlediği pompalı tüfeğini çıkartıp, pencereyi açtığında, savaş uçaklarının şehri bombaladığını büyük bir hayret içinde seyrediyordu. Birden anons seslerini, siren seslerini, kadın seslerini duyan Poe, askerlerin evinin içerisine girmesiyle birlikte, olayın ciddiyetini kavramışa benziyordu. ' Lanet olsun, çekiştirmeyi bırakın dedim size. Çekiştirmeyi bırakın aşağılık herifler. Nedir derdiniz ha. ' Askerler ise, 'Görmüyor musun savaş başladı ve seni birliğimize almalıyız. Her aklı başında erkeği kısa bir eğitimden sonra savaşa sokacağız. ' diyerek İte kaka askeri cipe bindirilen Poe, yüzünden okunan korku, telaş ve hüzün üçgeniyle birlikte cipin camından bombalanan gökdelenleri izliyordu.
-
Biliyor musun asker, ben bir savaşın çıkacağını biliyordum.
-
Nereden biliyordun ahmak herif, bana ihtiyar bunaklar gibi konuşmayı kes!
Birliğe alınan Poe, komutan John'a gönderilmiş ve askeri kıyafetler giydirilip hemen albayın emri altına sokulmuştu. Asker yat, asker kalk, asker tekrar yat, asker tekrar kalk emirler yağmurundan tam üç gün geçmiş ve Poe artık savaşa hazır bir hale getirilmişti, diğerleri gibi.
Uykusuz geçen zamanlar, yanında ölen insanlar ona kuşaklar boyunca savaşın değil de, barışın önemli olduğunu belirten yazılarının ne kadar da önemsiz olduğunu görmenin üzüntüsü yaşatıyordu. Tüm bunlara ilave olarak, etekli iktidarları, güzel vücutları, iri memeleri düşünecek durumda olmadığını sadece kendisi değil, bütün Amerikalı erkeklerin de bildiğinin farkındaydı. Kararsızlığın denizinde yüzerken, kafasının üstündeki mermi ve bomba seslerine dayanamayan Poe diğer arkadaşlarına bağırarak, ' Siz böyle ne yapıyorsunuz ha! Biz koskoca Amerika'yız, aklınızı başınıza toplayın, gücümüzü gösterelim hadi ' dedikten sonra, Poe'ye hak veren herkes toparlanıp uçakları bombalamaya başlıyorlardı. Albay John'un seni seviyorum karım, sizleri seviyorum çocuklarım diye hıçkıra hıçkıra ağladığını gören askerler de ağlıyor, onlara da çeki düzen veren Poe, tam tesisatlı bir şekilde Japonya'ya karşı gövde gösterisi yapıyorlardı.
-
Albay kurtulacağız sana söz veriyorum.
-
Evet asker.
Sonunda savaşı Amerika kazanmış, binlerce askerin havaya kaldırıp, çok yaşa Poe, çok yaşa Poe diyen tezahüratları karşısında utancını ve gururunu gizleyemeyen Poe, ben hiçbir şey yapmadım, bu savaşı sizler başardınız, hepimiz başardık dedikten sonra Natalie'yi aramış, ona her şeyi en ince ayrıntılarına kadar anlatan Poe. ' Sen zaten inanılmaz bir adamdın. Yazılarından bunu görebiliyordum. Her zaman kahraman olmaya meyilliydin sen. Yapman gereken, bunları görebilmen için yaşaman gerektiğiydi ' diyen Natalie karşısında o da gözyaşlarını tutamamıştı. Ama bu sefer ölüm düşüncesinden değil, korkudan, nefretten ya da üzüntüden hiç değil. Sadece sevinçten ağlıyordu.