Martıların Döndüğü Gün
Ada’da yazlar kısa sürerdi. Eylül gelince turistler gider, geriye sadece orada devamılı oturan insanlar, balıkçılar ve martılar kalırdı. Ayşe, İstanbul’dan kaçıp bu adaya yerleşeli iki yıl olmuştu. Kitapçı dükkanını açmış, kimseyle konuşmadan yaşıyordu. Ta ki o sabah, tekneden inen adamı görene kadar.Adamın adı Can’dı. Eski bir fotoğrafçıymış. Karısını kaybetmiş, “bir daha asla fotoğraf çekmem” diyerek adaya sığınmış. Ayşe’nin dükkanına girip raflara baktı, sonra sordu: “Hiç aşk romanı satıyor musun?”Ayşe gülümsedi. “Satıyorum ama okuyan yok. Ada halkı gerçek aşkı yaşıyor zaten.”
Can her gün geldi. Önce kitaplara baktı, sonra Ayşe’ye. Konuşmuyorlardı ama sessizlikleri rahattı. Bir gün Ayşe cesaret edip sordu: “Neden geldin buraya?”
Can denizi gösterdi. “Karım martıları çok severdi. Öldükten sonra rüyamda ‘martılar dönene kadar bekle’ dedi. Ben de bekliyorum.”
Ayşe sustu. Çünkü o da aynı rüyayı görüyordu. Annesi öldüğünde, “martılar dönünce kavuşacağız” demişti.
Eylülün son haftası martılar geri döndü. Gökyüzü beyaz kanatlarla doldu. O gün Can, Ayşe’nin dükkanına elinde bir fotoğraf makinesiyle geldi. “Artık fotoğraf ,çekebilirim,” dedi. Nasıl yani dedi Ayşe.Canda Martılar döndü artık ve seni seviyorum dedi.“Çünkü beklediğim şey geldi. Ayşe gerçekten mi dedi ve Can a gördüğü rüyayı anlattı Canda”Ayşe’nin elini tuttu. “Sen de benim martımsın.”artık dedi. Böylece adada bir aşk hikâyesi daha başlamış oldu.
O günden sonra ada halkı iki şeyi öğrendi: Martılar her eylül döner ve bazen aşk, en sessiz insanların arasında filizlenir.