Mefkûre
This piece was featured as the selection of the day on 21.11.2014.
Düşünmek, düşünmeyi becerebilmek, kavrayabilmek tüm bu olanları ve sonunda anlayış göstermek erdemlikti. Paradikması sevdanın, bir şekilde, bir yerde, bir noktada bitmesiydi. Tıpkı, Efsun'un hikâyesi gibi...
Çehresi düşük, bir köşede yarım bırakılmış heykelciğe benziyordu. Ruhunu kemiren o karışıklık, satır aralarında yer edinmiş kadim dostlarını hiç etmeye yeterdi. Bir de o en çok sevdiği gün, cumartesi...
Yolculuğa böyle çıkamazdı. Sesinin kamera arkalarına sızmış bir çaresizlik, onun avuçlarında, sanki öleceği bilinen bir adamın korkuları gizlenmişti. Hedefi ıskalanmış bir durağanlıktı onunkisi. En doğrusu, içinin biletlerini yok sayıp, sevdiğinin şaşkın hallerine sarılmaktı. Halleşmeliydi zaman zarflarıyla.
Gel dedi Efsun, bak burası çok güzel.
- Efsun, ben senin her akşamüstü bildiğim o hasbihal mutluluğunu görmek istiyorum.
Bükülmüş bir paragrafın gerçekliğini, bir bıçak gibi söküp atmak, tam da kanım temizlenmişken olmamalıydı. Benim dışımda gerçekleşen tüm bu olaylar, merkezimde hüküm giymiş bir gardiyan beyazlığındaydı. Serdar, kendi erkekliğinde ki metin belgelerini, kadınlığımın mahremine sıkıştırmayı becerebilmiş miydi? Esas soru buydu sanırım; fakat hiç sevinemedi. Dar bir pozisyonun utangaçlığını hissediyordum göğsümde.
-
Canım, sen aktörüydün yalnızlığımın. Gün, geleceği bırakmıyor yinede. Sebep, inan sen değilsin. Sadece alın yazımı değiştirmenin zamanı geldi diye düşünüyorum.
-
Pekâla, diyelim izin verdim gitmene. Bilmen gereken, bu ve benzeri eylemler sonucunda, beni sevmediğin ihtimalinin çoğalması içimde.
-
Sevmek, benim için artık imkansız Serdar...
Efsun, olgunluğun temellerini keşfetmiş bir limanı tercih etmişti kendi çevresinde. Ve o çevrenin tam ortasında bir kaptandı. Dümeni ise daima Dünya'nın tersini gösteriyordu. Martılar, dünya dünya diye inlerken. O gözlerindeki aynada dünya'yı aynüd diye okuyordu. Sevmiyor, seviliyordu. Özleniyor, büyüyordu.
Serdar uyurken, vedasını alnına bıraktığı öpücükle yapmıştı. Ona bu iz yeter diye düşlemişti. İlk buluştukları sevgi kafede kırmızı şarabını yudumlarken, ihanet cümlesinin siyah kanatlarına tutunmuştu. Hem heyecan duyuyor, hem de günahı boyuyordu topuklu adımlarıyla.
Aşk, başkalaşmaktı.
Yıl : 2014.
Mefkûre : Kırmızı elvedaydı.
Hepimiz, ardımızda onlarca kalabalığı bırakıp; dilimizde mefkûre, elimizde başka bir lisan ile kutluyoruz 2014'teki mezuniyetimizi. Bir gün herkes birbirine benzeyecek Tanrım. O yüzden gel sende alkışla bizi...
Dipnot : Mefkûre : Ülkü, ideal demek. Yani, amaç edinilen, ulaşılmak istenen şey anlamındadır. Bende bu kelimeyi, günümüzdeki anlamıyla irdeledim.