Sofi 3
Her sabah sekizde havalandırmaya çıkartılıyordu ve avluya çıkması için daha iki saat vardı. Oysa üzerindeki bu yorgunluk ve sıkıntıdan kurtulması için bir an önce çıkıp hava almak istiyordu. Yaşadığı bu garip olayları, kâbuslarını kimseyle paylaşamıyordu. Kendisine deli damgası vurulacağından korkuyordu. Öyle ya! Birisi çıkıp bu yaşadıklarını kendisine anlatsa, kendisi de o kişinin akıl sağlığından şüphe ederdi mutlaka. İçinden çıkılmaz bu olaylar zincirine, kâbuslarına, yaşadıklarına bir anlam veremiyordu. Kapılar açılıp havalandırmaya çıktığında derin derin nefes aldı bir süre. Avluda volta atarken her adımda aklı kâbuslarına dolanıyordu. Süresi bitip içeriye girmiş ranzasında yatıyordu. O sırada gardiyan, kapısındaki mazgal kapağını açıp içeriye bir zarf uzattı. ?Mektubun var. Gel al!? Sofî şaşkınlıkla kekeledi: ?Be... Benim... Benim mi?? Gardiyan elindeki mektubu içeriye atarken bağırdı: ?Senin tâbii ki! Adın yazıyor üzerinde? Ranzasından aşağıya indi. Kendisine mektup gönderecek kimsesi yoktu. Şaşkınlıkla eğilip yerden zarfı aldı. Gönderen yazmıyordu zarfta. Merak ve heyecanla zarfı açarken mırıldandı: ?Allah Allah! Kimden acaba?? Zarfın içinden çıkan kâğıttaki yazı, usta bir hattatın kaleminden çıkmış el yazısıyla yazılmıştı. Satırları bir solukta okudu. ?Öyle öpülecek eller vardır ki; eli eline değdiği anda, seni sen olmaktan çıkartıp âlemlerden âlemlere ulaştırır. Onlar, O'nun sıfatıyla öyle bütünleşmiştir ki, onların elini tuttuğunda, O'nun elini tutmuş olursun.? Sonra tekrar okudu. Anlam veremiyordu okuduklarına. Beyninde yine birçok sorular dans ediyordu. Bu yazıda ne demek istenmişti? Kime aitti? Neden böyle bir mektup kendisine gelmişti? Mektubu birçok kere okuduğu halde anlamını bir türlü çözemiyordu. Akşama dek sorularına cevap aradı boşu boşuna. Ranzasına uzandığında düşünceleriyle boğuşurken göz kapakları yine ağırlaşmaya başlamıştı. Sonunda karşısında yine gülümseyerek o derviş duruyordu. Yumuşak bir ses tonuyla sofiye sordu: ?Sana emanetimi verdiler mi?? ?Sen mi gönderdin o mektubu? Ne demek istiyorsun o yazdıklarında?? Derviş elini sofîye uzattı. ?Tut elimden? Sofî bir an bile tereddüt etmeden dervişin elini tutar. Artık ne olacaksa olsun diye düşünüyordur. Dervişin elini tutar tutmaz da kapkara bir anaforun içinde bulur kendisini. Geçmişte yaşadıkları birer birer gözlerinin önünden geçmeye başlar. Hataları, yanlışları, pişmanlıkları, kötülük ve iyilikleri peş peşe karşısına dikiliyordur. İçi ürperir delikanlının. Korkuyla bağırır: ?Nerdeyim? Neler oluyor bana?? ?Korkma! Seni benliğine doğru yola çıkarttık. Sen sen olmaktan çıkıyorsun artık. Kendi öz kalıbına doğru yol alıyorsun? Sofî tüm hislerini yitirmişti. Hiçbir şey hissetmiyordu. Vücudundaki tüm deriyi atıyordu sanki üzerinden. Gittikçe hafifliyordu. Yaşamı boyunca hiç görmediği, aksakallı, cübbeli ve sarıklı birçok zat etrafında kendisine gülümseyerek bakıyordu. Sofî sonunda uyandı. Kendisini çok farklı hissediyordu. Beyninin içinde birçok soruyla baş etmeye çalışıyor ve yaşadığı olayları birisiyle paylaşıp paylaşmama konusunda gel-gitler yaşıyordu. Sonunda bir karara vardı. Kapıya gidip bağırmaya başladı: ?Gardiyaaan! Gardiyaaan!? Kapıdaki mazgal kapağı açıldı ve gardiyanın yüzü göründü: ?Evet! Ne istiyorsun?? ?Şey... Senden bir kaç tane kitap istesem bana alabilir misin?? Gardiyan sırıttı: ?Alırım ama bizi de görürsen alırım? ?Tamam, senin hakkını da veririm? ?İyi öyleyse. İstediğin kitapların listesini yap ver bana? Gardiyan mazgal kapağını kapattı. Sofî bir an düşündü. Hangi kitapları yazacaktı? Bilgi edinmek istediği konuda hiç kitap ya da yazar adı bilmiyordu ki! Rüyalarını düşündü. O anlarda derviş hep ?nefis ve benlik? ten bahsetmişti. Tekrar kapıya vurdu ve gardiyanı çağırdı. Gardiyanın yüzü açılan mazgal kapısında göründüğünde istediği kitaplar hakkında ona nasıl anlatması gerektiğini düşünüyordu. ?Ne kadar hızlısın böyle? dedi gardiyan alaycı bir ses tonuyla. ?Hazır mı listen?? ?Liste yok? dedi sofî usulca. ?Sadece nefis ve benlikle alâkalı kitaplar istiyorum? ?Tamam, tamam? dedi gardiyan sert bir üslûpla. ? Bu masrafı ikiye katlar haberin olsun? ?Sorun değil masraf ne kadar olursa olsun karşılarım? Gardiyan şaşkınlıkla delikanlının yüzüne baktı. ?Nereden çıktı bu nefis ve benlik merakı? Derviş mi olmaya karar verdin?? ?İyi aklıma getirdin gardiyan. Dervişlikle ilgili kitap bulursan onu da al. Bakalım dervişlik nasıl bir şeymiş??
Gardiyan gittikten sonra heyecandan bir türlü vakit geçiremiyordu. Sabırsızca zamanı tüketmeye çalışırken günlük gazeteler ilişti gözüne. Zaman geçirmek için sayfalarını karıştırmaya başladı. İç sayfalarda sağ üst köşede illere göre imsak vakitleri yazıyordu. Tam imsak vakitleri yazan yerin yanında bir yazı ilişti gözüne. ?Bu bir garibin öyküsüdür. Anlayabilmek ve duyabilmek için garip olmak gerek.? Yaşadıklarını düşündü bir an. Tıpkı bu yazı kadar gaipti yaşadıkları da. Sonra bu sözü derviş kılıklı yaşlı adamdan da duyduğunu anımsadı. Yazının altında Mevlâna Celâlettin-i Rumî yazıyordu. Anadolu'dan dünyanın her bir köşesinde namı duyulan ?İllâki aşk, İllâki aşk? diyen Mevlâna'ya aitti bu sözler. Yazı başlığının altındaki yazı ise delikanlıya nasihat eder gibiydi. ?Bil ey oğul, insan sıradan yahut rastgele yaratılmış bir şey değildir! Mükemmel bir sanatla yaratılmış ve bir gayeye doğru yürümektedir!?
Sonunda gardiyan gelmiş sofînin istediği kitapları getirmişti.