Sofi1
Sofî genç, lise yıllarında arayışların peşinde koşmaya başlar. Maddî durumları el vermediği için okul kitaplarını pazardan, ikinci el olarak cüzî bir miktara karşılamaktadır. Yere serili yüzlerce kitap arasından kendi kitaplarını ararken, birden herkesin dilinde olan ?Bir zamanlar Amerika? adlı kitaba rastlar. Sinema filmi de yapılan bu kitabı okumayı çok istiyordur. Filmi izleyen arkadaşlarından, filmin bazı karelerini dinlemiştir daha önce. Heyecanla kitabı satın alır. Okuduğu kitabın etkisinde kalır ve kendisini gangster reisi olarak görür. Genç, kişiliğinin ilk adımını gangster olarak belirler... Zamanla bu kitabın yerini farklı kitaplar alır ve her okuduğu kitabın etkisinde kalır. Kendisini kitaptaki başrol oyuncusunun yerine koyar. Zamanla kişiliği, okudukları ile bağdaşır. Marx, Lenin, Aristo... Bunlara benzer kitaplar okudukça, içinde devrimci duyguları kıpırdanır ve kendisini kâbuslar arasında bulur. Siyasî bir kaç eyleme karışır. Eylemler sonucunda tutuklanır.Mahkemede müebbet kararıyla yargılanır ve karar kesinleşir.
Hapis yıllarında kendini çok yalnız, ıssız bir yerdeymiş gibi hisseder. Sonra kendini sorgular; ?Ben ne yaptım? Neden buradayım? Neden ben...?? Kendini tatmin edici cevapların arayışına dalar. Zihni arayışlar içerisine dalıp giderken, kendini sıkça mistik bir âlemin içinde bulur.
Zamanla sofî genç, bu tür rüyaların peşinde koşmaya başlar. Rüyalarında kendini özgür ve huzurlu hissediyordur. Her gece hayal kurarak yatar. Bazı zamanlar hayalleri rüyalarında belirir. Bazı zamanlarda da farklı farklı rüyalar görür.
Bir gün hapisten çıkışını hayal ederek uykuya dalar. Rüyasında kendini mezarlıkta görür. Mezarlıkta bir kulübe, kulübenin içinde esrarengiz bir adam! Üstü başı yırtık, elleri kir pas içerisinde, üstünde yamalı elbiseleri ile durmuş gence bakıyordur. ?Buyur? diye gülümser adam delikanlıya. "Kimi aradınız? Buralara fazla kimse gelmez. Belli ki ya yolunuzu şaşırdınız ya da birini arıyorsunuz? Sofî ne diyeceğini bilemez. Titrek dudaklarından sadece ?Şey ? kelimesi çıkar. Adam gülümseyerek başını sallar. ?Otur evlâdım! Belli ki birinden kaçıyorsun? ?Kaçmıyorum! Kimsem yok zaten, kimseden kaçtığımda yok? Adam, delikanlının gözlerinin içine bakarak duru bir sesle konuşuyordur. ?Hiç kimse yalnız değildir. Elbette herkes bir şeylerden kaçıyordur? ?Hayır dedim sana! Kimseden kaçmıyorum. Benim kimseden korkum yok!? ?Sinirlenme evlâdım. Belli ki nefsine yenik düşmüşsün? ?Ne nefsi be? Ne diyorsun sen yahu!? Sofî genç sinirlenir. Oradan ayrılmak için tam bir kaç adım atmışken, kendisini bir gücün geriye doğru çektiğini hisseder ve arkasına bakacağı anda uyanır. Bizim sofî uyandığında kendini kan ter içerisinde görür. Belli ki çok korkmuş ve gördüğü rüyanın etkisinde günlerce kalmıştır. Kimdir o adam? Nefis nedir? Bu soruların ardına düşmüştür delikanlı. Bir gün yine kendi hayal dünyasında dolaşırken uykuya dalar ve rüyasında yine o adam. ?Hoş geldin? der gülümseyerek. Sofî şaşkın şaşkın bakar. ?Kimsin sen? Ne istiyorsun benden? ?Ben sen'im, sen de bensin? der garip adam. ?Dalga mı geçiyorsun be! Ne istiyorsun sen benden? ?Ben bir şey istemiyorum, sen istiyorsun. İhtiyacı olan sensin. Otur sana bir çay demleyeyim.? Garip adam içeriye girer. Eski bir çaydanlığın içine çay için su koyar ve çaydanlığı ocağın üzerine bırakırken bizim sofî ürkek bir şekilde onu izlemektedir. Adam: ?Sen, esaretinden kurtulmak istemiyor musun? Ben, sana yardımcı olmak için buradayım.? ?Nasıl olacaksa esaretimden kurtulmak ha ha ha, güldürme beni be amca. Sen kendine bile yetmiyorsun, bana mı yardımcı olacaksın?? ??O? isterse olurum tâbii ki!? ?Bizden başkaları da mı var? Seni yalnız yaşıyorsun sanmıştım? ?Hiç bir insan yalnız değildir. ?O? her zaman her yerdedir.? ??O? dediğin kim be amca? İn midir, cin midir? Ne diyorsun anlayamıyorum? Benimle garip garip konuşma!? Adam yüzündeki tebessümü hiç bozmadan soruları cevaplamaktadır. ?Hâşâ! ?O? ne in'dir ne de cin'dir! Bu, bir garibin öyküsüdür. Anlayabilmek için de garip olmak lâzım.? ?Bırak bana felsefî konuşmaları. Ben senin söylediklerinden hiçbir şey anlamıyorum ki. Bırak yakamı ya! Senden sadece bunu istiyorum.? ?Kaç şeker atıyorsun evlâdım?? ?Şeker kullanmıyorum!? Bu arada bizim sofînin aklından garip sorular geçmektedir. ?Acaba çayın içine bir şey atmış olabilir mi? Ya beni burada bayıltıp bana bir kötülük yaparsa?' ?Teşekkürler, içmeyeceğim! Zaten çayla da aram da yok? ?Çayla mı aran yok, yoksa şu an aklından geçenlerle mi aran yok? Korkma sana zarar vermem, al iç şu çayı. Daha yapacak çok işimiz var.? Sofînin midesine anîden kramp girmiştir. Yüreğinin ürpertisi daha da artar. Gözleri fal taşı gibi açılır. ?Sen nerden biliyorsun benim düşündüklerimi? Sen medyum musun nesin ya?? ?Dedim ya sana. Ben sen'im, sen de Ben'sin! Sen, kendine zarar verir misin?? ?Ya Allah aşkına sen benimle kafa mı buluyorsun be yaşlı? Git başımdan!? ?Sen Allah'ı bilir misin ki, aşkından bahsediyorsun evlât?? ?Ağız alışkanlığı işte. Var olup olmaması, ya da bilip bilmemem önemli değil zaten.? Bizim yaşlı derviş gülümseyerek ?Seninle işimiz çok be evlât? diyerek kafasını sallamaya başlar. ?Hadi iç soğutma çayını? ?Amca ben sana çay içmiyorum dedim. Ya, senin ismin yok mu?? ?Bana tenekeci Seydoş baba derler. Sen ne istersen onu de.? ?Ne yani sen teneke mi satıyorsun? Bu zamanda millet tenekeyi alıp ne edecek? Güldürüyorsun be amca, alemsin valla.? Bizim sofî gülerek kendine gelir. Uyandığı halde hala gülüyordur.
DEVAM EDECEK