Tahtalı Köyde Börteçin Manzaralı Mübalağa
This piece was featured as the selection of the day on 24.06.2015.
Gözleri uyuşmaktan kayan gecenin virtüöz damarlarında buldum paşa gönlümü. Yanımda yalnızlığın, sırattaki albümünde biriktirdiğim çocuklu ailesi. Kekremsi bir tadı olmalı güzel kafaların. Çekiliyorum göğsüme kadar ne hikmetse. Damağım kuru ayaz. Her zaman ki gibi yağmur yağıyor Ankara'da. Yatağımda dünden kalma dağınıklık içinde uykuyu kandırmaya çalışıyorum. Yarı çıplak üşütür müyüm acaba korkusunu, kuşkularıma bulandırmadan üstelik. Hayaller, her zaman masallar diyarı olmuştur bende. Yine düşlerden bir gün, esmer bir kadının kına kokan burcundan düşmüşüm. Tıpkı ona benziyormuşum. Doğurmuş beni bu lanet şehrin izmaritlerinden. Hep türkü söylemiş bana. Ve ben henüz büyümeye yeltenirken, o çoktan ölmüş meselâ. Bilmiyorum nedendir, birini tanıyamadan ölmek? Kesik kesik tuvalde çizerken resmimi, bir türlü kareleri birleştiremeyen bu kadın, beni kurtuluşu sanması kadar tuhaftı, henüz sevişmemişken kırmızıyla. Dımdızlak kaldım mevsimlerin kanayan yaralarında. Geri dönüşü olmayan bir yolculuk bizimkisi. Olan oldu, giden gitti Nadya. Şimdi sana Berkay'dan ele inat şarkısını söyleyeceğim. Biraz kulaklarının pası silinsin...
-Yavrum hadi sofraya. Kahvaltı hazır.
-Ben yemeyeceğim anne, siz yiyin.
-Neden canım?
-Çünkü ben bir sevgilinin düşünü kemirip doydum da o yüzden.
-Peki annem, sana Alis harikalar diyarında başarılar dilerim o zaman.
-Sağ ol anneciğim...
Susabilmek hep bende karın ağrısı yaratır nedense. Konuşmak varken, neden susmayı tercih eder insan hiç anlamam doğrusu. Acaba konu mu bulamazlar? Veyahut, müsait mi değiller iki çift sözün belini kırmaya? Hay Allah, bilmiyorum işte. Yüreğimi eşek özlemi soksa da, hıncımdan ona yine geri dönsem. Bir şeyler değişir mi diye düşünüyorum. Düşünüyorum; ama hiçbir şey de değişmeyecek, bir tek bunu biliyorum. Keşke sihirli bir değneğim olsa da, bütün dilediğim şeyler gerçekleşse ve ben bütün sevdiğim kadınlara teşekkür edip, kendi dünyamda kavrulsam, ne güzel olurdu. Babam bana kalp hesabı açmasa, annem benim çürümüş aşklarımı temizlemese ve kardeşim, canım sıkılıyor diye beni her gece kendi tiyatro oyununa götürmese. Yani birileri benimle değil de, herkes kendisiyle ilgilense. Hani bir şey kötü giderken, bir çok şey zincirleme kötü gidermiş ya. Onunla ilk kez sırılsıklam ıslandığım bir yağmur seceresinde buluşmuştuk. Akabinde yağan lapa lapa kar. Güzeldi, güzel olmasına; ama iyi gitmiyordu bazı şeyler işte. Ve hiç tepe noktamız doğrulmadı bu aşktan yana. Ne bileyim, Güneşin kavurduğu bir sıcakta buluşabilirdik. Veya baharı müjdeleyen çiçeklerin açtığı bir günde. Sanırım çok üstüne düştüm onun. O da kendini bir şey sanıp, bir havalara girdi. Yüz bulunca, astarını istedi anlayacağınız. Hep böyle olur, birini ite kaka severseniz, o sizi daha çok sever.
En güzeli de, ne biliyor musunuz? Artık geleceğimi, onun gereksiz düşleriyle şekillendirmeyeceğim. Daha bir ben olacağım, daha bir mutlu. Hayatımın h'sinde olmayacak. Adının a'sını anmayacağım. Bütün balıklar baştan kokmayacak ve ben olmayacak duaya amin demeyeceğim. Az ve öz felsefesini giyinip üzerime, gerçekliğin sokaklarına atacağım kendimi. Cemal Süreya gibi, bir daha aşkı yazmayacağım kadar acımasız değilim; ama fazla da abartmayacağım. Tahtalı köyde börteçin manzaralı mübalağalar da gebersin bence. Bir sigara yakıp, yanan sigarayı yıldızlara fırlatmalıyım. Çünkü sabaha kadar yanıp durması gereken deniz değil, gecedir Nadya...