"Bunu Ben de Yazarım" Denen Garip Şiirinin Aslında Fransız Sürrealizminden Doğan Ağır Bir Kuramsal Hesaplaşma Olması
Modern sanat galerisinde bembeyaz bir tuvalin, duvara bantlanmış bir muzun ya da ters çevrilmiş bir pisuvarın önünde duran vasat izleyicinin dudaklarından dökülen ilk cümle neredeyse hiç değişmez: "Bunu ben de yaparım!"
Aynı kibirli ve sığ refleks, seksen yılı aşkın bir süredir Türk edebiyatında Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday’ın şiirlerine karşı da işletilir.
"Yazık oldu Süleyman Efendi’ye", "Rakı şişesinde balık olsam", "Bedava yaşıyoruz, bedava; hava bedava, bulut bedava..." gibi mısraları okuyan geleneksel zevk sahibi okur ya da muhafazakâr eleştirmen; bu metinleri kahvehanede tavla oynarken kâğıt peçeteye karalanmış şakalar, sokak jargonuyla yazılmış bir tembellik ve kafiye bulamayan gençlerin kolaycılığı zannetti.
Oysa ortada bir tembellik yoktu. Tam aksine; arkasında 1920’ler ve 30’lar Paris’inin Dadaist ve Sürrealist avangardı, André Breton, Paul Éluard, Philippe Soupault ve Tristan Tzara ile girişilmiş son derece hesaplı, ağır ve kanlı bir kuramsal suikast vardı.
Tanpınar’ın Talebeleri: Yıkmak İçin Önce İnşa Etmeyi Bilmek Gerekir
Garip hareketinin üç kurucusu—Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday—sanıldığı gibi sokaktan gelip şiire rastgele dalmış öfkeli proleterler değildi. Ankara Erkek Lisesi’nin o meşhur sıralarında okurken edebiyat öğretmenleri kimdi? Ahmet Hamdi Tanpınar.
Tanpınar onlara aruzun ve hecenin iç musikisini, Fransız sembolizmini (Baudelaire, Verlaine, Mallarmé), Türkçenin tarihsel katmanlarını bizzat aşılayan hocaydı. Nitekim üç şairin 1936-1937 yıllarında Varlık dergisinde yayımladıkları ilk şiirlerine bakıldığında; kusursuz bir hece vezni, titiz kafiyeler, melankolik bir lirizm ve saf şiir (öz şiir) endişesi görülür.
Pablo Picasso’nun modern sanat tarihine geçen o ünlü aforizması tam da bu noktada geçerlidir:
On dört yaşındayken Rafael gibi çizebiliyordum; fakat bir çocuk gibi çizebilmek için bir ömür harcadım.
Orhan Veli ve arkadaşları, Türk şiirini yıkmaya soyunduklarında, yıkacakları kalenin her taşını ezbere biliyorlardı. Onların basitliği bir yeteneksizlikten değil; aksine geleneğin bütün tekniklerini tüketmiş ve aşmış bir bilincin cerrahi müdahalesinden doğdu.
Marcel Duchamp’ın Pisuvarı ve Süleyman Efendi’nin Nasırı
1917 yılında Fransız sanatçı Marcel Duchamp, New York Bağımsız Sanatçılar Sergisi’ne bir sıhhi tesisatçıdan aldığı pisuvarı ters çevirip "R. Mutt 1917" imzasıyla gönderdiğinde (Çeşme - Fountain), amacı yeni bir heykel yapmak değildi. Amacı; burjuva sanat kurumunun "estetik", "yücelik" ve "özgünlük" fetişini doğrudan dinamitlemekti.
1941 yılında Orhan Veli, Garip kitabıyla Türk edebiyatına "nasır"ı soktuğunda tam olarak Duchamp’ın yaptığını yaptı.
Divan edebiyatının 600 yıllık saray mazmunları (servi boylar, badem gözler, gül ve bülbül), Tanzimat’ın hamasi vatan nutukları ve Ahmet Haşim’in akşam kızıllığında göle bakan melankolik aristokratı... Türk şiiri, çalışan çoğunluğun, sokaktaki insanın hayatına bütünüyle kördü. Şiir, paşa konaklarında piyano çalanların ya da kütüphanelere kapanan mirasyedilerin lüksüydü.
Orhan Veli, ayağındaki kundura vuran, nasırından başka derdi olmayan memur Süleyman Efendi’yi şiirin tam göbeğine fırlatarak o kutsal mabedi kasten kirletti. Bu, estetik bir acemilik değil; şiir denilen kutsal tapınağa atılmış bir Dadaist el bombasıydı.
Tercüme Bürosu ve Fransız Sürrealizmi
Bu suikastın kuramsal cephanesi nereden geliyordu?
Oktay Rifat 1937’de Paris’e gidip Sorbonne’da hukuk ve siyasal bilgiler eğitimi almış, Fransız avangardını bizzat yerinde solumuştu. Melih Cevdet Belçika’da bulunmuştu. Orhan Veli ise Hasan Âli Yücel ve Nurullah Ataç’ın kurduğu efsanevi MEB Tercüme Bürosu’nun çekirdek kadrosundaydı. Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte Fransız klasiklerini ve modernlerini Türkçeye aktarıyorlardı.
Üç şair; André Breton’un 1924 tarihli Sürrealist Manifestosunu, Philippe Soupault ve Paul Éluard’ın akıl denetimini reddeden "otomatik yazı" deneylerini, Guillaume Apollinaire’in kaligramlarını ve Tristan Tzara’nın Dada bildirilerini satır satır etüt ettiler.
1941 yılında yayımlanan Garip kitabının önsözü (Manifesto), Fransız Sürrealizminin Türkçeye yapılmış en radikal uyarlamasıydı:
Şiir bugüne kadar burjuvazinin, müreffeh sınıfların zevkine hitap etti. O sınıflar çalışmaktan azade oldukları için sanatta da ince, süslü ve yapay zevkler aradılar... Vezin ve kafiye lüzumsuzdur; şiiri dar bir kalıba sokan mekanik bağlardır. Teşbih (benzetme), istiare (eğretileme) ve mübalağa gibi söz sanatları ise birer zırvalıktan ibarettir. Şiir, kelimelerin beklenmedik karşılaşmalarından doğan çıplak bir vuruştur.
Orhan Veli’nin "Rakı şişesinde balık olsam" dizesi, bir meyhane sarhoşunun sayıklaması değil; sürrealistlerin "anlamsız gibi görünen imge yoluyla bilinçdışını serbest bırakma" (şaşırtma / defamiliarization) ilkesinin doğrudan bir uygulamasıydı.
Kolay Görünenin İmkânsızlığı
Roland Barthes, 1953 tarihli Yazının Sıfır Derecesinde (Le Degré zéro de l'écriture) modern edebiyatın en zor aşamasının dili bütün tarihsel süslerinden, burjuva retoriğinden soyup "sıfır noktasına" indirmek olduğunu yazar.
Garip şairlerinin yaptığı tam olarak buydu: Şiiri sıfır derecesine indirmek.
"Bunu ben de yazarım" kibrine verilecek en net edebi cevap tarihin kendisidir: Aradan geçen seksen yılda binlerce hevesli genç Orhan Veli gibi yazmaya kalkıştı; fakat ortaya sadece çiğ espriler, kötü fıkralar ve yavan aforizmalar çıktı. Tek bir tanesi bile kalıcı olamadı.
Çünkü yalınlık, bir bilgi eksikliği değil; bir fazlalıkları budama dehşetidir. Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet; ceplerinde Fransız sürrealizminin teorik bıçaklarıyla Türk şiirinin ağır ve hantal bedenini ameliyat masasına yatırmış, o bedenden vezni, kafiyeyi ve sahte kibri kesip atmışlardı. Geriye kalan o saf, çıplak ve sokak kokan ses; Türk edebiyatının en sofistike başkaldırısı olarak hâlâ meydan okumaya devam ediyor.
Kaynakça
- Orhan Veli Kanık, Garip, İstanbul: Resimli Ay Matbaası, 1941; Bütün Şiirleri, (Haz. Asım Bezirci), İstanbul: Can Yayınları, 1982. (1941 Garip Manifestosu ve ilk dönem şiirleri).
- Orhan Veli Kanık, Fransız Şiiri Antolojisi, İstanbul: Varlık Yayınları, 1947. (Baudelaire, Rimbaud, Verlaine, Apollinaire, Éluard çevirileri ve önsözü).
- André Breton, Manifeste du surréalisme (Sürrealizm Manifestosu), Paris: Éditions du Sagittaire, 1924; Türkçesi: Hasan Fehmi Nemli, İstanbul: Altıkırkbeş Yayınları, 2004.
- Roland Barthes, Le Degré zéro de l'écriture (Yazının Sıfır Derecesi), Paris: Seuil, 1953; Türkçesi: Tahsin Yücel, İstanbul: Metis Yayınları, 1989.
- Oktay Rifat, Şiir Konuşması, İstanbul: Adam Yayınları, 1982. (Paris yılları, sürrealizmle temas ve dildeki dönüşüm).
- Melih Cevdet Anday, İmge Ormanları, İstanbul: Adam Yayınları, 1994; Akan Zaman Duran Zaman, İstanbul: Everest Yayınları, 2005. (Tercüme Bürosu günleri ve Garip’in entelektüel arka planı).
- Asım Bezirci, Orhan Veli: Hayatı, Kişiliği, Sanatı, Eserleri, İstanbul: Evrensel Basım Yayın, 1996. (Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hocalığı ve Varlık dergisi süreci).
- Haluk Oral, Bir Roman Kahramanı: Orhan Veli, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2015.
- Marcel Duchamp, The Writings of Marcel Duchamp, (Eds. Michel Sanouillet, Elmer Peterson), New York: Da Capo Press, 1989. (Hazır-nesne / Readymade kuramı ve kurumsal sanat eleştirisi).