Edebiyatın Gece Vardiyası: Balzac’ın Kahveleri, Kafka’nın Gece Nöbetleri ve Sait Faik’in Balıkçı Kahveleri
Gece Nöbetçileri ve Gündüz Yürüyüşçüleri: Balzac, Kafka, Sait Faik
Edebi bir metnin nerede ve nasıl üretildiği, o metnin ontolojisinden bağımsız değildir. Masanın yüksekliği, odadaki ışığın açısı, yazarın uykuyla kurduğu pazarlık ve sokakla arasındaki mesafe, dildeki ritmi doğrudan belirler.
Dünya ve Türk edebiyatı kabaca iki zıt yaratıcı mizacın geriliminde salınır: İlki, gündüzün gürültüsünden ve toplumsal rollerden kaçıp geceyi bir sığınağa ya da üretim fabrikasına dönüştüren gece nöbetçileri; ikincisi ise masayı bütünüyle reddedip sokağın, kıraathanenin ve gün ışığının avareliğinden beslenen gündüz yürüyüşçüleridir.
Honoré de Balzac, Franz Kafka ve Sait Faik bu iki ucun en sahici, en bedensel temsilcileridir.
Balzac'ın Gece Fabrikası: Manastır Cübbesi ve Simsiyah Kahve
Honoré de Balzac (1799–1850) için gece, romantik bir ilham vakti değil; alacaklılardan kaçmak ve borçları ödemek için işletilen acımasız bir maden ocağıydı.
Balzac, iflas eden matbaa girişimleri ve lüks harcamaları yüzünden ömrü boyunca icra memurlarının takibindeydi. 1826–1828 yılları arasında Paris'te Rue des Marais-Saint-Germain'deki (bugünkü Rue Visconti) matbaasını çalıştırmaya girişmiş, ancak işletme batarak yazarı yaklaşık 60.000–90.000 franklık bir borç batağına sürüklemişti. Bu devasa borç dağını eritebilmek için kendi icat ettiği bir fabrika mesaisi uygulardı: Akşam saat 18.00 ya da 20.00 civarında yatağa girer, gece yarısı saat tam 00.00'da hizmetçisi tarafından uyandırılırdı.
Uyandığında üzerine beyaz bir Dominik rahibi cübbesi geçirir, Fas derisi terliklerini giyer ve masasına otururdu. Önünde sadece şamdanlar, kaz tüyü kalemler ve devasa bir porselen demlik vardı. Balzac, aralıksız 12 ila 16 saat boyunca, ertesi günün öğleden sonrasına kadar tek bir odada yazardı. Bu çalışma düzeninin en ayrıntılı birinci el tanığı, sekreteri ve dostu Léon Gozlan'dır; Gozlan 1856'da yayımlanan Balzac en pantoufles adlı eserinde bu ritüeli canlı canlı tasvir etmiştir.
Bu akıl almaz gece vardiyasının yakıtı ise koyu, katran kıvamında ve az suyla demlenmiş sade kahveydi. 1839 tarihli Modern Uyarıcılar Üzerine İnceleme (Traité des excitants modernes) adlı metninde — Brillat-Savarin'in Physiologie du goût baskısına ek olarak kaleme aldığı bu denemesinde — bu biyolojik savaşı şöyle tasvir eder:
Kahve midenize düşer... O andan itibaren her şey harekete geçer: Fikirler, büyük ordunun taburları gibi savaş meydanına hücum eder ve savaş başlar. Hatıralar dörtnala gelir; mantığın süvarileri hücuma kalkar; hayal gücünün keskin nişancıları mevzilenir; kâğıt mürekkeple kaplanır...
Fransızca orijinali:
« Le café tombe dans votre estomac, dès lors tout s'agite : les idées s'ébranlent comme les bataillons de la Grande Armée sur le terrain d'une bataille, et la bataille a lieu. Les souvenirs arrivent au pas de charge, enseignes déployées ; la cavalerie légère des comparaisons se développe par un magnifique galop ; l'artillerie de la logique arrive avec son train et ses gargousses ; les traits d'esprit arrivent en tirailleurs ; les figures se dressent ; le papier se couvre d'encre... »
Günde onlarca fincan kahveyle sürdürülen bu gece mesaisi, 91 tamamlanmış roman ve novelladan oluşan devasa İnsanlık Komedyasını (La Comédie humaine) doğurdu; fakat aynı zamanda 51 yaşında kalp yetmezliğinden ölen, tükenmiş bir bedeni 18 Ağustos 1850'de mezara götürdü. Balzac için gece, Paris'in uyuduğu ve yazarın şehri yeniden yarattığı bir fetih alanıydı.
Kafka'nın Yeraltı Kovuğu: Suçluluk ve Sabah Altı Zaferi
Balzac geceyi bir sanayi gibi örgütlerken, Franz Kafka (1883–1924) için gece tam anlamıyla bir hayatta kalma ve arınma eşiğiydi.
Kafka, Prag'daki İşçi Kaza Sigortası Enstitüsü'nde (Arbeiter-Unfall-Versicherungs-Anstalt) 1908'den 1922'ye kadar bordrolu bir memurdu. Sabah 08.00'den öğleden sonra 14.00'e kadar süren tek vardiyalı (Einzelschicht) memuriyet, onun için ruhunu kemiren bir bürokrasi kabusuydu. Eve gelir, ailesiyle yemek yer, akşam saatlerine kadar uyur ve ardından aile içi zorunlulukları yerine getirirdi.
Kafka'nın gerçek hayatı ise herkes uyuduktan sonra, saat 22.30 ya da 23.00 sularında başlardı.
Yan odadaki ebeveynlerinin ve kız kardeşlerinin nefes alışlarını dinlediği o sessizlikte, soğuk Prag gecelerinde masasının başına geçerdi. Nişanlısı Felice Bauer'e yazdığı 14–15 Ocak 1913 tarihli mektubunda (Briefe an Felice) yazma eylemini ancak mutlak bir tecritle açıklıyordu. Kafka, kendisi için en ideal yaşam biçimini şöyle tarif ediyordu:
"Benim için en iyi yaşam biçiminin; bir yazı takımı ve bir lambayla geniş, kilitli bir mahzenin en iç odasında bulunmak olacağını çoğu zaman düşündüm. Yemeğimi getirip mahzenin en dış kapısının arkasına, odamdan çok uzağa koysalar. Geceliğimle, bütün mahzen kemerlerinin altından geçerek yemeğe gitmek benim tek gezintim olsa. Sonra masamın başına dönseydim, ağır ağır, düşünerek yeseydim ve hemen yeniden yazmaya başlasaydım. O zaman neler yazardım!"
Almanca orijinali:
« Oft dachte ich schon daran, daß es die beste Lebensweise für mich wäre, mit Schreibzeug und einer Lampe im innersten Raume eines ausgedehnten, abgesperrten Kellers zu sein. Das Essen brächte man mir, stellte es immer weit von meinem Raum entfernt hinter der äußersten Tür des Kellers nieder. Der Weg um das Essen, im Schlafrock, durch alle Kellergewölbe hindurch wäre mein einziger Spaziergang. Dann kehrte ich zu meinem Tisch zurück, würde langsam und mit Bedacht essen und wieder gleich zu schreiben anfangen. Was ich dann schreiben würde! »
22 Eylül'ü 23 Eylül 1912'ye bağlayan gece, Kafka edebi hayatının en büyük patlamasını yaşadı. Günlüğüne düştüğü o ünlü notta, Yargı (Das Urteil) hikâyesini tek bir gecede, saat 22.00'den sabah 06.00'ya kadar hiç kalkmadan nasıl yazdığını kaydetti:
"Bu hikâye, Yargı, 22'sinden 23'üne geçen gecede, saat ondan sabah altıya kadar bir oturuşta yazıldı. Bacaklarımı oturmaktan uyuşmuş hâlde masanın altından zor çıkardım... Korkunç çaba ve sevinç, hikâyenin gözlerimin önünde nasıl geliştiği... Sadece bu şekilde yazılabilir; sadece böyle bir bütünlükle, bedenin ve ruhun bu denli tam açılışıyla."
Almanca orijinali:
« Diese Geschichte ‚Das Urteil' habe ich in der Nacht vom 22. zum 23. von 10 Uhr abends bis 6 Uhr früh in einem Zug geschrieben. Die vom Sitzen steif gewordenen Beine konnte ich kaum unter dem Schreibtisch hervorziehen... Die fürchterliche Anstrengung und Freude, wie sich die Geschichte vor mir entwickelte... Nur so kann geschrieben werden, nur in einem solchen Zusammenhang, mit solcher vollständigen Öffnung des Leibes und der Seele. »
Kafka'nın gecesi, gündüzün burjuva dünyasına ve babanın otoritesine karşı açılmış bir direniş siperiydi.
Sait Faik ve Gündüzün Avareliği: Masayı Reddeden Yazar
Balzac'ın odasına kapandığı, Kafka'nın karanlığa sığındığı yerde; Türk edebiyatının en büyük anlatıcılarından Sait Faik Abasıyanık (1906–1954) masayı, odayı ve gece vardiyasını bütünüyle elinin tersiyle itti.
Sait Faik için yazmak, bir kütüphane mesaisi değil; doğrudan doğruya gündüzün, tuzlu rüzgârın, balıkçı ağlarının ve sokaktaki rastlantıların bir parçasıydı. Onun çalışma masası Burgazada iskelesi, Kalpazankaya'daki çınar altı, Tünel'deki bir kahvehane ya da Balıkpazarı'ndaki ters çevrilmiş bir meyve kasasıydı.
Sait Faik lüks dolmakalemlerle değil; cebinde taşıdığı kırık uçlu kurşun kalemlerle, sigara paketlerinin arkasına, gazete kenarlarına ya da bakkaldan aldığı çizgili okul defterlerine yazardı. Son Kuşlar (1952) kitabındaki Haritada Bir Nokta hikâyesindeki o meşhur çığlık, onun yazma mekanizmasının nerede kurulduğunu gösterir:
"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sâkin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tutup öptüm. Yazmasam deli olacaktım."
Sait Faik geceyi yazarak değil; arkadaşlarıyla meyhanede oturup dinleyerek, balıkçıların sohbetini emerek geçirirdi. Gündüz olduğunda ise bir flâneur (şehir avaresi) gibi sokağa fırlar, dülger balığının rengini, tramvay biletçisinin yüzünü, bir daktilo kızın topuk sesini kâğıda geçirirdi. Sait Faik'in masası İstanbul'un ta kendisiydi.
Diyalektik: Gecenin İntizamı ile Gündüzün Kaosu
Edebiyatın bu iki kutbu birbirini dışlamaz; aksine besler.
Balzac, gece okyanus gibi akan sayfaları yazabilmek için gündüz Paris sokaklarında noterleri, tefecileri, düşmüş kadınları ve mirasyedileri gözlemlemek zorundaydı. Kafka, memuriyetin o gri, mekanik evrak cehennemini tatmasaydı geceleyin Dava'nın labirentlerini kuramazdı. Sait Faik ise gündüz topladığı o insan kalabalığını, içine sindirdiği o sessiz Burgazada akşamlarında kâğıda dökerdi.
Gece; bilincin denetimini gevşettiği, rüyanın ve bastırılmış korkuların kaleme sızdığı tekinsiz bir laboratuvardır. Gündüz ise hayatın kaba, çiğ ve canlı malzemesini sunar. Kimi yazar rahip cübbesini giyip mum ışığında taburlarını savaşa sürer; kimi bürokrasiye direnmek için uykusunu feda eder; kimi de bir ada kahvesinde sigarasını yakıp kâğıdı dizinin üstüne koyar. Edebiyat, işte bu uyku ile uyanıklık, masa ile sokak arasındaki dinmeyen sürtünmeden doğar.
Kaynakça
- Honoré de Balzac, Traité des excitants modernes (Modern Uyarıcılar Üzerine İnceleme), Paris: Charpentier, 1839. Brillat-Savarin'in Physiologie du goût baskısına ek olarak yayımlanmıştır.
- Honoré de Balzac, La Comédie humaine (İnsanlık Komedyası), Paris: Furne, 1842–1848. 91 tamamlanmış eser.
- Léon Gozlan, Balzac en pantoufles, Paris: 1856. (Balzac'ın çalışma düzeni, cübbesi ve gündelik ritüellerinin birinci el tanıklığı.)
- Stefan Zweig, Balzac: Bir Yaşamöyküsü, (Çev. Şebnem Sunar ve Yeşim Tükel Kılıç), İstanbul: Can Yayınları. (Balzac'ın gece çalışma düzeni, borçları ve kahve tüketimi.)
- Franz Kafka, Tagebücher 1910–1923 (Günlükler), (Çev. Kâmuran Şipal), İstanbul: Cem Yayınevi. (22–23 Eylül 1912 tarihli Yargı hikâyesinin yazım kaydı.)
- Franz Kafka, Briefe an Felice (Felice'ye Mektuplar), (Çev. Kâmuran Şipal), İstanbul: Cem Yayınevi. (14–15 Ocak 1913 tarihli mektup: gece çalışması, yalnızlık ve "kilitli mahzen" metaforu.)
- Reiner Stach, Kafka: Erken Yıllar, Kavrama Yılları, Karar Yılları (3 Ciltlik Biyografi), (Çev. Sezer Duru), İstanbul: Sel Yayıncılık, 2013–.
- Sait Faik Abasıyanık, Semaver (1936), Lüzumsuz Adam (1948), Son Kuşlar (1952; Haritada Bir Nokta hikâyesi bu kitaptadır); İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, "Modern Türk Edebiyatı Klasikleri" dizisi.
- Fikret Adil, Asmalımescit 74: Bohem Hayatı, İstanbul: İletişim Yayınları. (Dönemin bohem yazar profilleri ve kahvehaneler.)