Peyami Safa ile Nâzım Hikmet: 'Server Bedi' Günlerinden Kanlı Bıçaklı Polemiklere
1930 yılında Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi tarafından basılan küçük, sarı kapaklı bir romanın ilk sayfasında sadece iki kelimelik bir ithaf vardı: "Nâzım Hikmet’e".
Kitap, Peyami Safa’nın kendi diz kemiği tüberkülozundan mülhem çocukluk ıstıraplarını döktüğü otobiyografik şaheseri Dokuzuncu Hariciye Koğuşuydu.
O günlerde bu iki genç adam, Beyoğlu’nun salaş meyhanelerinde aynı masayı paylaşıyor; biri yazdığı şiirleri ilk kez ötekine okuyor, diğeri daktilosundan çıkan yeni tefrikanın ilk taslağını dostuna uzatıyordu. Fakat aradan birkaç yıl geçtikten sonra aynı romanın yeni baskılarından o iki kelimelik ithaf sessiz sedasız kazınacaktı. Çünkü Türk edebiyatı, birbirini bir zamanlar kardeşi gibi seven iki dehanın, ülkenin sağ-sol fay hattına bölünerek giriştiği en kanlı bıçaklı kalem kavgasına sahne olacaktı.
Dostluk Bedel Ödenerek Başlar: "Yanardağ" Hadisesi
Peyami Safa ile Nazım Hikmet’in yolları 1920’lerin ikinci yarısında kesişti. Nâzım, Moskova’dan dönmüş, mahkûmiyetler ve takipler altındaydı. Peyami Safa ise Cumhuriyet gazetesinin edebiyat sayfasını yönetiyordu.
İki yazar arasındaki dostluğun harcı, Peyami’nin gösterdiği büyük bir mesleki fedakârlıkla karıldı: 1928 yılında Peyami Safa, gazete idaresinin ve Yunus Nadi’nin haberi olmadan Nâzım Hikmet’in "Yanardağ" adlı şiirini Cumhuriyet’in edebiyat sayfasında yayımladı. Komünizmle suçlanan bir şairin şiirini baş köşeye koymak o dönem büyük bir siyasi skandaldı. Yönetimle sert bir tartışmaya giren Peyami Safa, dostunu savunarak Cumhuriyet’teki görevinden istifa etti.
Kısa süre sonra Zekeriya ve Sabiha Sertel’in çıkardığı meşhur Resimli Ay dergisinde omuz omuza verdiler. 1929’da Nâzım Hikmet’in eski edebiyatın anıt isimlerine (Abdülhak Hâmit ve Mehmet Emin Yurdakul) bayrak açtığı o ünlü "Putları Kırıyoruz!" kampanyasında, Peyami Safa tereddütsüz Nâzım’ın yanında saf tuttu.
1930’da Dokuzuncu Hariciye Koğuşu çıktığında, Nâzım Hikmet Resimli Ay sütunlarında dostunun romanını göklere çıkarıyordu:
“Ben Peyami’nin bu son romanını üç defa okudum, otuz defa daha okuyabilirim ve her okuyuşumda lezzet alırım... Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatının en büyük hadiselerinden biridir.”
O yıllarda Peyami Safa, ağırlaşan hastalık masraflarını ve annesinin geçimini karşılayabilmek için Server Bedi mahlasıyla geceleri sabahlara kadar piyasa romanları, hafiye maceraları (Cingöz Recai) yazıyordu. Nâzım ise bu ticari koşturmacanın içinde Peyami’nin gerçek dehasının ziyan olmasından endişeleniyor; iki dost birbirlerinin mutfağını ve parasızlığını çok iyi biliyordu.
İdeolojik Yarılma ve 1935 Patlaması
Fakat bu balayı uzun sürmedi. 1930’ların ortasına gelindiğinde Türkiye’nin siyasi atmosferi değişti, kamplaşmalar sertleşti.
Nâzım Hikmet, Marksist-Leninist çizgide tavizsiz bir militan şair olarak yoluna devam ederken; Peyami Safa maddeciliğin ve Sovyet modelinin insan ruhunu mekanikleştirdiğini, Türk toplumunun Doğu-Batı sentezi içinde manevi ve milli köklerine dönmesi gerektiğini savunmaya başladı. Materyalizm ile spiritüalizm, enternasyonalizm ile Türk milliyetçiliği karşı karşıya gelmişti.
Eski dostlar önce Tan gazetesinde fikir ayrılıklarıyla birbirlerini yokladılar; fakat asıl fırtına 1935 yılının Eylül ayında koptu.
"Bir Provokatör"e Karşı "Cingöz Recai"
Nâzım Hikmet, 1 Eylül 1935 tarihli Ayda Bir dergisinde doğrudan Peyami Safa’yı hedef alan zehir zemberek bir şiir yayımladı: "Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri". Şiirde Nâzım, eski dostunu hem ideolojik döneklikle hem de ciddiye alınmayacak bir figür olmakla suçluyordu:
“Sen bu kavgada
bir nokta bile değil,
bir küçük, eğri virgül,
bir zavallı vesilesin!..
...
Gözleri fıldır fıldır,
boynu bükük...”
Peyami Safa gibi kalemi son derece keskin bir polemikçinin buna sessiz kalması mümkün değildi. Ancak Peyami, Nâzım’a kendi imzasıyla değil, yıllarca küçümsenen o popüler hafiye kahramanı üzerinden yanıt vermeyi seçti.
23 Eylül 1935’te Hafta dergisinde yayımlanan "Cingöz Recai’den Nâzım Hikmet’e" başlıklı manzumede Safa, Nâzım’ın soylu paşa torunluğunu, burjuva kökenlerini ve gösterişçiliğini yüzüne vurdu. Nâzım’ı "kursak balon komünisti" olarak niteledi; onun devrimciliğinin salon aristokrasisinden ibaret olduğunu iddia etti.
Polemik o kadar çığırından çıktı ki taraflar birbirlerinin fiziksel özelliklerine, geçmişteki sırlarına ve özel hayatlarına kadar saldırdılar. İki parlak zekâ, birikimlerini birbirini imha etmek için kullanıyordu.
Soğuk Savaş ve İki Ayrı Cehennem
1935 polemiği, bir yol ayrımı değil; geri dönülmez bir düşmanlığın tescili oldu.
Sonraki yıllar her iki yazar için de kendi ideolojik siperlerinde trajik bir savaşa dönüştü:
- Nâzım Hikmet, 1938 Donanma Davası ile 28 yıl hapse mahkûm edildi; Bursa Cezaevi’nde 12 yıl yattı. 1950’de afla çıktıktan sonra 1951’de can güvenliği endişesiyle Sovyetler Birliği’ne kaçtı, vatandaşlıktan çıkarıldı ve sürgünde öldü.
- Peyami Safa, 1940’lar ve 50’ler boyunca Türkiye’de antikomünist düşüncenin amiral gemisi haline geldi. Türk Düşüncesi, Milliyet ve Tercüman gazetelerinde yazdığı binlerce makaleyle sol harekete ve Nâzım Hikmet efsanesine karşı aralıksız bir fikir savaşı yürüttü.
Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nun sonraki hiçbir baskısına Nâzım’ın adını koymadı. İthaf silindi; ama edebiyat tarihinin hafızasından o gençlik dayanışması hiç silinmedi.
Masada Kalan Kırık Ayna
Peyami Safa 1961’de, Nâzım Hikmet ise 1963’te hayata veda etti.
Peyami ile Nâzım’ın kavgası, iki megaloman yazarın şahsi husumeti değildi. Bu kavga, Cumhuriyet Türkiyesi’nin modernleşirken yaşadığı o devasa iç kanamanın; aynı masada oturup aynı yoksulluğu paylaşan aydınların ideolojik kamplar uğruna nasıl birbirinin celladına dönüşebildiğinin trajik bir provasıydı.
Geride kalan, ilk baskıdaki o iki kelimelik ithaf ile Türkçenin iki büyük ustasının birbirine fırlattığı zehirli mısralar oldu.
Kaynakça
- Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, İstanbul: Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, 1930; (İthafsız Yeni Basım: Ötüken Neşriyat, 2000).
- Peyami Safa, Cingöz Recai’den Nâzım Hikmet’e, Hafta Dergisi, Sayı: 57, 23 Eylül 1935.
- Nâzım Hikmet, Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri, Ayda Bir Dergisi, Sayı: 1, 1 Eylül 1935; Bütün Şiirleri, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2007.
- Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, İstanbul: Gözlem Yayınları, 1977. (Resimli Ay dönemi, Peyami Safa ve Nâzım Hikmet’in ortak çalışma günleri).
- Sabiha Sertel, Roman Gibi, İstanbul: Ant Yayınları, 1969. (1929 "Putları Kırıyoruz" kampanyası ve edebiyat matbuatındaki cepheleşme).
- Beşir Ayvazoğlu, Peyami: Hayatı, Sanatı, Felsefesi, Dramı, İstanbul: Kapı Yayınları, 2008. (Peyami Safa – Nâzım Hikmet dostluğu, Cumhuriyet’ten istifa süreci ve 1935 kavgasının ayrıntılı dökümü).
- Asım Bezirci, Nâzım Hikmet: Yaşamı, Sanatı, Şiiri, İstanbul: Evrensel Basım Yayın, 1996. (1935 tartışmaları ve dönemin gazete manşetleri).
- Vecihi Timuroğlu, Nâzım Hikmet – Peyami Safa Tartışması, Ankara: Başak Yayınları, 1989.