Nazım Hikmet Ran'ın Hayatı ve Eserleri

— min. okuma: 9-10 dakika
Nazım Hikmet Ran'ın Hayatı ve Eserleri

Nazım Hikmet Ran (d. 15 Ocak 1902, İstanbul - ö. 3 Haziran 1963, Moskova, Rusya), Türk şair.

1- Nazım Hikmet’in Hayatı

15 Ocak 1902 de Hikmet Bey ve Celile Hanım’ının oğlu olarak Selanik’te dünyaya gelmiştir. Babası Hikmet Bey Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa’nın oğludur. Nazım paşa aynı zamanda Mevlevi tarikatından olan bir özgürlükçüdür. Osmanlı Hariciyesinde çeşitli memurluklarda, Matbuat umum müdürlüğünde ve Hamburg Konsolosluğunda bulunmuştur. Annesi Celile Hanım; dilci Enver Paşa ile Leyla Hanımın kızıdır. Hasan Enver Paşa Polonya’dan 1848 ayaklanmaları ile Osmanlı imparatorluğuna göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki’nin oğludur. İlk kadın ressamlarımızdan olan Celile Hanım, kültürlü, piyano çalan sanatçı ruhlu bir kadındır.

Hikmet Bey Henüz Nazım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve Halep’e Nazım’ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Hikmet Bey’in iş kurma çabaları başarısız olunca İstanbul’a gelirler. İstanbul’daki iş kurma çabaları da iflasla neticelenir. Hikmet Bey tekrar sevmediği memuriyet hayatına dönmek zorunda kalır. Fransızca bildiği için yeniden Hariciyeye atanır.  Nazım Hikmet İlk eğitimini annesi ve sıkça şiir toplantısı düzenleyen Mevlevi şairi olan Dedesi Nazım Paşa’dan alır. Nazım Hikmet on bir yaşında iken ilk şiirini yazar. Orta öğretimini Galatasaray ve Nişantaşı Sultanilerinde gören Nazım Hikmet 1915 yılında Bahriye Mektebi’ne girer. 1918 yılında ilk kez bir dergide şiiri yayınlanır. İlk yayınlanan şiiri bir aşk şiiridir. İstanbul’un işgaliyle birlikte yerini yurtsever nitelikte şiirlere bırakır. 1935’de Piraye Altınoğlu ile evlenmiştir.

2- Nazım Hikmet’in Edebi Hayatı

İlk şiiri Feryad-ı Vatan’ı 1913’te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi’nde ortaokula başlar. 1917 de Heybeliada Bahriye Mektebine girer. Sonrasında Kurtuluş Savaşı dolayısıyla Anadolu’ya geçer fakat sağlık sorunları nedeniyle bahriyeden ayrılmak zorunda kalır. Bolu’ya öğretmen olarak atanır. Nazım Hikmet Batum üzerinden Moskova’ya gider. Burada Doğu emekçileri Komünist Üniversitesinde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921’de gittiği Moskova da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm ile orada tanışır. 1924 de Moskova'da ilk şiir kitabı 28 Kanunisani ismi ile tiyatroda sahnelenir. Aynı yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlar. Dergide yayınlanan şiir ve yazıları nedeniyle 15 yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği’ne döner. 1928’de af kanunundan yararlanır ve Türkiye’ye döner. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de 28 yıl hapis cezasına çarptırılır. 1950 yılında çıkarılan af kapsamıyla tekrar özgürlüğüne kavuşarak Sovyetler Birliği’ne döner. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar kurulunca Türkiye vatandaşlığından çıkartılınca büyük dedesi Mahmud Celaleddin Paşa’nın memleketi olan Polonya’nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını alır. 3 Haziran 1963 tarihinde geçirdiği kalp krizi neticesinde hayata gözlerini yummuştur. Nazım Hikmet'in mezarı Moskova'da bulunmaktadır. 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile vatandaşlığı iade edilmiştir.

3- Nazım Hikmet'in Edebi Kişiliği

  • İlk şiirlerini Cumhuriyet öncesi yıllarda yayımlamıştır. Başlangıçta ölçülü uyaklı şiirler yazmış, sonra serbest ölçüye geçmiştir.
  • Edebiyatımızda serbest ve toplumcu gerçekçi şiirin öncüsüdür.
  • Uzun şiirlerindeki senaryo havası diğer şiirlerinde de vardır.
  • Fütürizm akımından etkilenmiştir. Makine hâkimiyetinin özlemini çeker, hatta makine olmak ister. Özellikle Rus şair Mayakovski’nin etkisinde kalmıştır.
  • Hitabete dayalı propaganda şiirleri yazmıştır. (Yirmi dört Saat Marks / Yirmi dört Saat Lenin)
  • Gerek biçim gerekse tema bakımından şiirimize büyük bir genişlik getiren şair, şiir diline de kendisinden sonra gelenleri etkileyecek ölçüde yenilik getirmiştir.
  • Şiirde kullanılan, kullanılmayan sözcükler diye bir ayrım yapmayan Nazım Hikmet, dizeleri kullanmaya getirdiği özgünlükle de özgür koşuk biçiminin gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır.
  • Komünizmin propagandasını yapan şairin etkili bir üslubu vardır.

4- Nazım Hikmet’in Eserleri

1949 yılında Nazım Hikmet cezaevindeyken, Ahmet Halit Kitapevi, Ahet Oğuz Saruha takma adıyla La Fontaine’den Masalları yayımladı. Bu çeviri yapıtı dışında 29 yıl boyunca Nazım Hikmet’in kitapları ve şiirleri Türkiye’de basılmadı. Ölümünden iki yıl sonra 1965’te ‘Yön’’ dergisinin kurtuluş savaşı Destanı’nı yayımlaması gözü pek bir davranış olarak değerlendirilir. Arkasından ilerici yayınevleri önce sağlığında Türkiye'de basılan sonra da Yurtdışında Türkçe basılan kitaplarını basmaya başladı.

Türkiye’de  1929-1938 yılları arasında yayımlanan kitapları şunlar:

  • Şiirleri:
    • 835 Satır(1929), Jokond İle Si-Ya-u (1929), Varan 3 (1930) , 1+1=1 (1930), Sesini Kaybeden Şehir(1931), Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932), Gece Gelen Telgraf (1932), Portreler (1935), Tranta-Babu’ya Mektuplar (1935), Sİmavye Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı(1936)
  • Tiyatro:
    • Kafatası (1932) Unutulan Adam (1935) Bir Ölü Evi (1932)
  • Diğer Eserleri: 
    • Şeyh Bedreddin Destanına Zeyl, Milli Gurur (1936), İt Ürür Kervan Yürür(Orhan Selim adıyla fırkalar, 1936), Alman Faşizm ve Irkçılığı (inceleme, 1936), Sovyet Demokrasisi (inceleme, 1936)

Piraye ve Nazım hikmet'in üvey kardeşi Metin Yasavul’un sahibi oldukları, Mehmet Fuat’ın yönetimindeki De Yayınevi ise şairin Bursa Cezaevi’ndeyken basıma hazırlayıp Piraye’ye bırakmış olduğu kitapların yayımına başladı. Şair ölmeden önce bu kitaplardan bazılarının kaybolduğunu belirtmişti. De yayınevinde birinci basımı yapılan kitaplar:

  • Saat 21-22 Şiirleri (1965)
  • Dört Hapishaneden (1966)
  • Rubailer (1966)
  • Ferhad ile Şirin (1965)
  • Sabahat (1965)
  • Memleketimden İnsan Manzaraları 5 cilt (1966-1967)

4- Nazım Hikmet Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  1. 20 Kasım 1901 tarihinde Selanik'te doğdu.
  2. İlk şiir kitabı olan "Güneşi İçenlerin Türküsü" Bakü'de basıldı.
  3. 1932'de bir bildiri nedeniyle başlatılan tutuklamalar sırasında gözaltına alındı. 1933'te Bursa Cezaevi'ne gönderildi. 5 yıl hapse mahkum oldu.
  4. 1935'te Piraye Altınoğlu ile evlendi.
  5.  Akşam gazetesinde "Orhan Selim" takma ismiyle fıkralar yazdı.
  6. Piraye Hanım ile boşandıktan sonra evlendiği ikinci eşi dayısının kızı Münevver Andaç'tır.
  7. En önemli eserlerinden olan "Memleketimden İnsan Manzaraları"nı 1941'de cezaevinde yazmaya başladı.

5- Nazım Hikmet'in Şiirlerinden Unutulmaz Sözler

  • Sevmek, sevdiğin kişiyle birlikte olmak değildir unutma! Çünkü aşk; onunla yaşamak değil, onu yaşamaktır aslında...
  • Ne kadar seviyorsun dersen; o kadar işte. Tavanı kadar sokağın ve dibi kadar cehennemin...
  • Kim bilir. Masalınızın kahramanı, başka bir hikâyenin figüranı olmaya gitmiştir belki de.
  • İnsan birisiyle yaşlanmalı, birisi yüzünden değil!
  • Her gelen sevmez ve hiçbir seven gitmez unutma. Bil ki; giden dönüyorsa sevdiğinden değil, kaybettiğindendir aslında!
  • Gelinler aynada saçını tarar, aynanın içinde birini arar. Elbet böyle sizi de aradılar. Gelinlere kıymayın efendiler.
  • Bu göl İznik gölüdür. Durgundur. Karanlıktır. Derindir. Bir kuyu suyu gibi içindedir dağların.
  • Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya.
  • Antepliler silahşor olur, uçan turnayı gözünden, kaçan tavşanı ard ayağından vururlar.
  • Ve gayrısı mesela benim on sene yatmam laf-ı güzaftır.
  • Yağmur yağıyordu boyuna. Sözü onlar alıp dediler ona: daha pazar kurulmadı kurulacak. Esen rüzgâr durulmadı durulacak. Boynu daha vurulmadı vurulacak.
  • Sen benim sarhoşluğumsun, ne ayıldım, ne ayılabilirim, ne ayılmak isterim!
  • Önemli olan zamana bırakmak değil, zamanla bırakmamaktır.
  • Ne ben sana kızarım, ne de zatın zahmet edip bana küssün. Artık seninle biz, düşman bile değiliz.
  • Matematik, sibernetik, fizik, müzik, tüm bunlar, eninde sonunda, sadece, insanlar şiir okumayı öğrensinler ve anlasınlar diye gereklidir.
  • Kelebek misalidir aşk; anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük!
  • İki şey var ancak ölümle unutulur, anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü.
  • Hapşırdığımda; çok yaşa, iyi yaşa yerine benimle yaşa deseydi keşke. Bende; sende gör değilde, emrin olur deseydim sessizce.
  • Geçtim putların ormanından baltalayarak, ne de kolay yıkılıyorlardı.
  • Dövüşebilirim, doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum her şey için, herkes için, yaşım başım buna engel değil.
  • Büsbütün unuttum seni eminim, maziye karıştı şimdi yeminim, kalbimde senin için... Yok bile kinim, bence sen de şimdi herkes gibisin.
  • Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum, hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.
  • Dörtnala gelip uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.
  • Biz; ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim. Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda...
  • Benim kelime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir kelimene yetemedim; git, ne demekti sevgilim?
  • Ben Türk dilinin şairiyim. Hayatımı buna adadım.
  • Aşk, bazen gitmekle kalmak arasında verdiğin en büyük savaştır. Sevmeyenin aklı, gerçekten sevenin kalbi kazanır bu savaşı.
  • Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı, ya da ölüm inecek yeryüzüne.
  • Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine. Onlar ki; toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar. Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar.
  • Umuda bin kurşun sıksa da ölüm, unutma! Umuda kurşun işlemez gülüm.
  • Tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da, hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
  • Sevdiğin müddetçe ve sevebildiğin kadar, sevdiğine her şeyini verdiğin müddetçe ve verebildiğin kadar gençsin.
  • Sebebi ne seni bir bıçak yarası gibi hatırlamamın? Sen böyle uzakken senin sesini duyup, yerimden fırlamamın sebebi ne?
  • Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek.
  • Ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı.
  • O, yalnız ağaran tanyerini görüyor ben, geceyi de sen, yalnız geceyi görüyorsun, ben ağaran tanyerini de.
  • Nabzını boşlukta sayan bir gece.
  • Kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır. Acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan karasabanlar gibi çizer kadınların yüzünü.
  • İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti.
  • Hani derler ya ben sensiz yaşayamam diye işte ben onlardan değilim ben sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım...
  • Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.
  • Gece gelen telgraf dört heceden ibaretti: vefat etti.
  • Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini.
  • Dost uğrunda ölmek kolay, fakat uğrunda ölünecek dostu bulmak zordur.
  • Bazen önemli olmamalı gidecek olan ya da gelmeyen. Çünkü bazen, başlaman gerekir her şeye yeniden.
Paylaş:
Yorumlar