Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın Hayatı ve Eserleri

— min. okuma: 6-7 dakika

Rıza Tevfik Bölükbaşı, Türk şair, filozof ve siyasetçidir.

Doğum tarihi ve yeri:7 Ocak 1869, Cisri Mustafapaşa, Bulgaristan.
Ölüm tarihi ve yeri: 31 Aralık 1949 İstanbul.

1- Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın Hayatı

Asıl adı Ali Rıza olan şair babasının kaymakamlık yaptığı Edirne vilâyetine bağlı Cisr-i Mustafa Paşa’da (bugün Bulgaristan’da Svilengrad) doğmuştur. Babası Arnavutluk’tan Debre-i Bâlâlı Hoca Mehmed Tevfik Efendi, annesi Kafkasya’dan kaçırılarak İstanbul’da bir konağa satılan Çerkez asıllı Münîre Hanım’dır. Öğrenimine Üsküdar Dağ Hamamı’nda babasının hocalık yaptığı Sion Mektebi’nde başlayan şair , bir süre sonra yine babasının yanında Beylerbeyi ve Dâvud Paşa rüşdiyelerine devam etmiş ancak babasının İzmit’e savcı vekili olarak tayini üzerine tahsili yarım kalmıştır (1879).

Annesini sıtmadan kaybeden şair çocukluk ve ilk gençlik yıllarını ailenin göç ettiği Gelibolu’da geçirmiştir. 1884’te girdiği Galatasaray Sultânîsi’ne sadece bir yıl devam edebilmiş,1887’de Mekteb-i Mülkiyye’ye kaydolduysa da bir talebe hareketine karışınca okuldan uzaklaştırılmıştır (1890). Sonunda bir hocasının tavsiyesiyle Tıbbiyye-i Mülkiyye’ye giren şair buradaki öğrenimi sırasında zaman zaman yine bazı öğrenci olaylarına karışmış, bu yüzden birkaç defa hapse atılmıştır. Hayatının bir düzene kavuşacağı düşüncesiyle akrabaları tarafından 1895’te Dârülmuallimât müdîresi Ayşe Sıdıka Hanım ile evlendirilmiştir. Tıbbiyenin son sınıfında iken II. Abdülhamid’in iradesiyle, 1897 Türk-Yunan Muharebesi’nde yaralı askerleri Manastır’dan İstanbul’a nakleden seyyar bir hastahanede Fahri Paşa’nın yanında stajyer doktor olarak çalışmıştır.

Tıbbiyeden ancak 1899’da mezun olabilmiş ve Cenab Şahabeddin’in yardımıyla Karantina İdaresi’ne doktor olarak tayin edilmiştir. Ayrıca İstanbul Gümrüğü’nde Eczâ-yı Tıbbiyye müfettişliğine getirilmiş, bir süre sonra Cem‘iyyet-i Mülkiyye-i Tıbbiyye’ye üye seçilmiştir. Bu görevleri 1908 yılına kadar sürdürmüştür. 1903’te karısının ölümü üzerine Nazlı Hanım ile evlenen şair, 1907’de girdiği İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nde üst kademelerde görev almıştır. II. Meşrutiyet’in ilân edildiği günlerde Selim Sırrı (Tarcan) ile birlikte İstanbul halkına meşrutiyet ve hürriyeti anlatan nutuklar vermiştir. Aynı yıl yapılan seçimlerde Edirne mebusu olarak Meclis-i Meb‘ûsan’a girmiştir. 1909’da İngiliz Parlamentosu’nun davetlisi olarak Talat Paşa başkanlığındaki bir heyetle birlikte Londra’ya gitmiştir. Birtakım pervasız hareketleri yüzünden kısa zamanda partili arkadaşlarıyla arası açılınca 1911’de parti içindeki muhaliflerin kurduğu Hürriyet ve İtilâf Fırkası’na geçmiştir. 1912’de Büyükada’da yaptığı bir konuşma seçim usullerine aykırı bulunarak İstanbul mebusu Kozmidi Efendi ile beraber bir ay kadar hapsedilen şair, hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra propaganda konuşması yapmak üzere gittiği Gümülcine’de İttihatçılar’ın tuttuğu adamlar tarafından dövülmüştür. 1913-1918 yılları arasında politikadan uzaklaşarak tekrar Karantina İdaresi’nde çalışmaya başlamış ,bir yandan da Rehber-i İttihâd-ı Osmânî Mektebi’nde felsefe dersleri vermiş ve Istılâhât-ı İlmiyye Encümeni’nde çalışmıştır.

1936’da eşiyle birlikte Avrupa seyahatine çıkmış ve bir yıl kadar İngiltere ile Fransa’da kalmıştır. 150’liklerin affına dair kanunun yürürlüğe girmesinden yaklaşık beş yıl sonra İstanbul’a dönmüştür (1943). Burada gazetelerde edebiyat, sanat ve estetikle ilgili yazılar yayımlayan şair 30 Aralık 1949’da vefat etmiş ve Zincirlikuyu’daki Asrî Mezarlığa defnedilmiştir.

Türk kültür ve edebiyat tarihinde “feylesof” lakabıyla tanınan Rıza Tevfik bugün daha çok şair olarak hatırlanmaktadır. 1895’ten itibaren dergilerde önce Abdülhak Hâmid ile Hugo ve Lamartine gibi romantik şairlerin etkisi altında aruz vezniyle şiirler yayımlayan Rıza Tevfik asıl şöhretini 1913’ten sonra hece vezniyle yazdığı şiirlerle kazanmıştır. Millî Edebiyat akımının teşekkül yıllarına rastlayan bu tarihlerde hece vezni ve sade Türkçe ile o günkü Türk şiirinin en beğenilen örneklerini ortaya koyarken 1900’lerde Mehmed Emin’in başlatmış olduğu “parmak hesabı” şiiri de asıl yerine o oturtmuştur.

Rıza Tevfik, felsefî ve dinî anlamda gerçeği aramak üzere başladığı araştırmaları sonunda Türk milletinin öz malı olan ve onun ruhunu en güzel biçimde dile getiren tekke ve halk edebiyatı örneklerini keşfeder. Milletin hâfızasındaki folklor malzemesiyle sadece halk şairleri ve Bektaşî dervişlerinin elinde kalan halk ve tekke şiirlerini samimi ifadeleriyle Türk milletinin karakterini en güzel şekilde yansıtan örnekler olarak değerlendirir. 1914-1922 yılları arasında konuyla ilgili elliye yakın makale yayımlayan Rıza Tevfik’in bu yazıları, Millî Edebiyat hareketini fikrî planda hazırlayan ve bir kamuoyu oluşmasına büyük ölçüde yardım eden unsurlar arasında ele alınmıştır. Ancak onun âşık tarzı ve tekke edebiyatı geleneği konusundaki görüşleri uzun süre iyice anlaşılamamış, zaman zaman devrin önde gelen Türkçüler’i tarafından tenkit edilmekten kurtulamamıştır.

Rıza Tevfik dil, şekil ve üslûp bakımından en mükemmel şiirlerini 1911-1922 yılları arasında yazmıştır. Aruz vezniyle kaleme aldığı ilk denemelerinde daha çok ferdî ıstıraplarına bağlanabilecek bazı temalar çevresinde dolaşan şairin şiirlerine yeni konular girmiştir. Bu dönemde ferdî ıstıraplarıyla birlikte içinde yaşadığı toplumun meseleleriyle de yakından ilgilenmiş başta tarih, vatan sevgisi ve aşk olmak üzere toplumsal, dinî ve felsefî birçok yeni temayı işlemiştir “Sfenks”, “Gelibolu’da Hamzabey Sahili”, “Selma, Sen de Unut Yavrum!” başta olmak üzere “Harap Mâbed”, “Fikret’in Necip Ruhuna” ve “Uçun Kuşlar” adlı şiirleri onun en tanınmış eserleri arasında yer almıştır.

2- Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın Edebi Kişiliği

Küçük yaştan itibaren halk kültür ve âdetleri içinde yetişen şair sanatkâr kişiliğiyle gelenekten ustaca yararlanmış, bu konuda yazdığı makaleleriyle şiir estetiğine bu doğrultuda sağlam bir zemin hazırlamıştır. Şair sanat anlayışı olarak sübjektivizmi benimsemiştir Bundan dolayı şiirlerinde teşbih, istiare ve mecaz gibi edebî sanatlara başvurmamış doğrudan doğruya dış dünyadaki varlıkların ruhunda uyandırdığı tesirleri aksettirmek suretiyle daha çok izlenimlere dayalı bir sanat anlayışını savunmuştur.

3- Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın Eserleri

  • Les Textes Houroufis (Clement Huart'la birlikte. Eser Hurufi tarikatına ait Paris Millî Kütüphanesinde bulunan bazı yazma risalelerin Fransızcaya tercümesidir. Leyden/Hollanda, 1909);
  • Felsefe Dersleri (Darülfünûn'daki hocalığı sırasında okuttuğu Umûmî Felsefe, derslerinin notları. İst., 1914/1915;
  • Mufassal Kâmus-ı Felsefî (Bütün felsefî ıstılahların Arapça, Yunanca, Fransızca, Almanca, İngilizce ve İtalyanca karşılıklarıyle verildiği bir eser. Toplam on bir cilt olarak düşünüldüğü halde iki cildi yayımlanmıştır. 1914-1919):
  • Abdülhak Hâmid ve Mülâhazât-ı Felsefiyesi (İst., 1919);
  • Ömer Hayyam'ın Felsefesi (Bu kitabın hal tercümesi kısmını Hüseyin Daniş yazmıştır. İM., 1919, II. baskı 1945) (Bu eserle ilgili olarak kaynaklarda değişik bilgiler veriliyor. R.Tevfık kendisi eserin ismini yukarıdaki gibi belirtirken, A.Uçman "Rübaiyat-ı Ömer Hayyam" ismiyle veriyor. Bu kaynakta baskı tarihi 1922'dir. Türk Dili ve Ed. Ansiklopedisi 'nde "Ömer Hayyam'm Felsefesi" olarak gösterilirken, 1927'de basıldığı belirtiliyor. Eserin 1945'te yapılan baskısı "Ömer Hayyam'm Rubaileri" ismini taşımaktadır.);
  • Serab-ı Ömrüm (Bazı şiirler, Kıbrıs, 1934, 2.baskı: 1949);
  • Tevfik Fikret (1943).
Paylaş:
Yorumlar