Bilinen Ömür
Bu yazı, 15.07.2013 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Karanlık yavaş yavaş hükmünü gösteriyordu. Kırk ikindiler kalpleri ıslatıyordu.Yollar da suskunlaşıyor, sokaklar kendini evlerin bahçelerine kapatıyordu. Ağaçlar yapraklarını korkutmak için sallıyor gibi insanı ürküten bir sesle gökyüzünün savaşçıları yıldızlara değmek için uzadıkça uzuyordu. Akşam nasıl köyün üzerine inmişse işte öyle karanlıklar Ahmet'in içine sinmişti.
Çok hızlı gidip gelmişti şehre. Ümidi vardı giderken, hayalleri vardı ama yıkılmıştı birer birer dönüş yolunda. Onları yollara savurduğunu düşündü. Kendi elleriyle verdiğini sandı ormanlara... Bir şeyler koptuğunu sandı yüreğinden. Bir köşesi eksilecekti. Ağladı çaresizce.
Köye vardığında köyün ahalisi her zamanki gibi kahvedeydi. Selam verdi ve bir masa çekerek ' İsmail abi bir çay ver hele ' dedi. Yavaş yavaş yudumlarken dağlara baktı . Daha önce hiç bu kadar yeşil ve büyük olduğunu fark etmemişti dağların. Kuşların ne kadar çok olduğunu düşündü. Kuşların sesinden ürktü. Yoldaki çocukların neşelerine imrendi. Bunları düşünürken çayı bitirdi. Bugün yâri Elif ile buluşacaktı. Bir an aklına geldi ve koşar adımlarla Elif ile birlikte isim verdikleri köprünün bulunduğu derenin kenarına doğru yola koyuldu. ?Sevda köprüsü' demişlerdi bu köprüye...
Ahmet her zamanki gibi mis gibi kokan çiçekleri toplamıştı ve Elif gelmesini bekliyordu. Yüksekçe bir yere doğru uzandı ve gökyüzünü seyre daldı. Gözünü alıyordu masmavi gökyüzü...
-
Kimim kimsem yok . Yarınımdan bile haberim yokken bu nerden çıktı şimdi. Tamam kendimi boşverdim fakat ya Elif. O napar ne eder. Ya bensiz başına bir şey gelirse. Ben naparım o vakit, dedi karamsar bir edayla... Ve uzun uzun düşündükten sonra Elif'e durumu anlatmaya karar verdi. Söyleyecekti hasta olduğunu . Bunu öğrenmeye onunda hakkı vardı. Nasıl olurdu ki böyle bir şey ? Doktor üç aylık ömrünün kaldığını söylemişti. Cahillik ya işte doktor ne dediyse o olur, düşünceleriyle Elif'in geldiğinin farkına varamamıştı.
-
Ne düşünüyorsun Ahmet ? dedi Elif gülümseyerek .
-
Seni be dilberim kimi düşüneceğim başka... dedi ve çiçekleri uzattı. Bu cevaba gözleriyle cevap verdi Elif ve yürümeye başladılar uçsuz bucaksız kırlarda. Bu arada da Ahmet'in kafasında fırtınalar kopuyordu. Bir yandan Elif'i dinliyor bir yandan da durumu nasıl söyleyeceğini planlıyordu.
Akşam olmak üzereydi. Gün yüzünü değiştirirken köylü umut tazeliyor ve sofralarında helal lokmalarından yiyorlardı. Durgundu sular ve yapraklar... Sarp kayalıklar yeşil olan her şeye izin verirken bu akşam da Elif'in üzerine karanlıklar işlemişti.
Ahmet o gün küçük ahşap kulubesinde derin bir düşünceye daldı. Sinema kareleri gibi önünden geçti hayatı bir bir ... Önce ailesi geldi aklına. Babası o küçükken ölmüş, annesi ise genç yaşta hastalığa yakalanmış ve küçük sıska vücudu dayanamamıştı... Ahmet genç bir delikanlı iken yalnız kalmıştı. Sonra Elif'i sığdırmıştı kalbine. Elif ona hem anne hem de yâr olmuştu. Uzun uzun düşündükten sonra madem öyle son zamanlarımda biraz ibadetime yöneleyim hem de o çok istediğim, Elif'inde hayali olduğu, pembe panjurlu olmasa da yarime benzer bir ev yapayım dedi. Bu yıllardır Elifle kurduğu hayaldi aslında. Küçük bir ev,mutlu bir bahçe, içinde oynaşan çocuklar, neşeli yarınlar ve huzur. Gönlünün istedikleriydi bunlar.
Ahmet köyde herkesle iyi geçinirdi. Fakat kulübesinin yanındaki evde oturan Selman ile arası bozuktu ... Aslında ne kavgalı ne de başka bir şeylerdi. Konuşmazlardı sadece... Ahmet'in hastalığını köylü öğrenince ister istemez o da öğrenmişti. Ve her defasında da alay edercesine takılırdı Ahmet'e. Ahmet de işe koyulmuştu. Evin temelini atmış canla başla çalışıyor arada Elif'e bakıp moral topluyordu. Aslında Elif de içine atıyordu ve kabullenemiyordu bu durumu. Onun yüzündeki mutluluk ifadesini görmek için o da gülümsüyor ileride bu eve tek başına oturmak istemiyordu. Birlikte hayal kurmuşlardı. Beraber oturacaklardı. Bunun gerçekleşmesini istiyordu Elif. Bir gün Ahmet kendini işe vermiş çalışıyorken Selman geldi yanına.
- Ulan Ahmet! Bırak oğlum bu işleri... Zaten şunun şurasında ne kaldı. Bak ölür gidersen boşuna uğraşmışsın olursun. Gel bak arkadaşça takılalım tadını çıkaralım şu günlerin ...
- Git işini Selman... Son günlerimse son günlerim! Bu seni ilgilendirmez. Çok takılmak istiyorsan gel öğle namazına gidelim.
- Ben ne diyorum sen ne diyorsun be Ahmet'im. Sen bilirsin valla gidici olan sensin benim bedenim sağlam ! Ben kahveye gidiyorum...
- Hiç belli olmaz Selman. Bir saniye sonra ne olacağını bilmiyorsun yarının ne olacağını nereden bileceksin. Bu konuşmalar Ahmet'e dokunmuştu biraz da kızdırmıştı. Evet aylar geçmişti fakat kendini iyi hissediyordu. İki ay önce midesinden dolayı Selman da doktora gitmişti fakat o temiz çıkmıştı. Nasip dedi içinden ve üstünü temizleyip camiye gitti. Günler geçiyordu Ahmet gücüne güç katarak çalışıyor her perşembe Elif ile kırlarda yürüyor çocuklar gibi oyunlar oynuyordu. İbadetine önem vermeye başlamıştı. Ölüm korkusuyla mı yapıyordu bilmiyordu fakat bu hastalık onu çok değiştirmişti. Elif ona ümit veriyor Ahmet ise günden güne öleceğini günü bekliyordu. Üçüncü ayını da doldurmuştu...
Sabah namazından sonra köyün imamından sala sesleri yükselmeye başlamıştı. İkindi namazına kaldırılacak dedi. Her sözünde acılık nasıl da hissediliyordu ! Vakit gelmişti. Ağlaşıyordu köy. Durmuştu sanki zaman kimileri için. Kahve kapalıydı. İsmail abi cenaze olduğu zaman kapatırdı kahvehanesini. Yapraklar, ağaçlar ve hayvanlar fısıldaşıyordu. Temmuzun kavurucu sıcaklığıyla birlikte yüklenildi tabuta ve mezarlığa doğru gittiler. Atıyorlardı işte toprağı sanki yüzüne yüzüne. İmam Veli Efendi, Bakkal Fatih ve Ahmet ... Sırasıyla el değiştirdi kürek. Dönüyordu Ahmet mezarlıktan. Sevmese bile Selman'ın konuşmaları aklına geldi. O gün öleceksin diyordu ama bugün yerin üstünde Ahmet vardı. Elif denk geldi yolda ve ona:
- Dün evet dün ölmeyi beklerken yaşanacak günlerimiz varmış. İşte hayat kimine gün batırır kimisine ise yarınlar nasip eder. Ve devam etti Ahmet:
- Kalbime doğduğun gibi yeni doğacak günlerime de ışık olur musun Elif ? Elif tek kelime edemedi ve sarıldı Ahmet'e... Evet diyerek kulağına fısıldadı. Sevgileriyle köy küçüldü, dünya küçüldü ve zaman büyüttü aşklarını ...