Bir Mahalle
Bir Mahalle: Mesken
Mesken Mahallesi, kalemimden çıkan o içten tasvirle, sadece coğrafi bir mekân değil; samimiyetin, sıcaklığın ve saf insanlığın en doğal haliyle yaşandığı bir "yürek evi" olarak hafızalarımda canlanıyor. Burası, evlerin metrekareleriyle değil, gönüllerin genişliğiyle ölçüldüğü ve her köşesi ayrı bir yaşanmışlığı fısıldayan bir huzur limanıdır.
Mahallenin ruhu, o tozlu yollarda atılan "ilk adımlarla" şekillenir. Mesken sokaklarında atılan o adımların en kıymetlisi ise bizi İlk Adım İlkokulu’nun kapısına götüren adımlardır. Bahçeden yükselen zil sesi, sadece dersin başladığını değil; ömür boyu sürecek dostlukların, paylaşılan silgilerin ve aynı deftere sığdırılan hayallerin başlangıcını müjdelerdi.
Bu yollarda yürürken en büyük rehberimiz, bizleri bir cevher gibi işleyen öğretmenlerimizdi. İlk Adım İlkokulu’nun o vakur öğretmenleri, bize sadece okumayı ve yazmayı değil; dürüstlüğü, vatan sevgisini ve insan olmanın onurunu öğrettiler. Bizleri kendi evlatlarından ayırmayan o kocaman yürekli insanlar, her sabah bizi şefkat dolu bakışlarla karşılardı. Onların üzerimizdeki emeğine duyduğumuz saygı sonsuzdur. Öyle ki, o eğitim yuvasına şiddeti veya kesici delici aletleri yaklaştırmak bir yana, bir öğrencinin aklından bile böyle bir şey geçmezdi. Silah denince bizim aklımıza sadece kalemimiz gelirdi. Bugün dimdik durabiliyorsak, o günlerde bizlere inanan öğretmenlerimizin bunda imzası vardır.
Kara önlüklerimizin içinde, naylon ayakkabılarımızın soğuğu sızdıran çatlaklarına inat, sevinç çığlıklarıyla karda kaydığımız; toz toprak içindeki dizlerimizde kabuk bağlamış yaralarla ama yüzümüzde muzaffer bir gülümsemeyle eve döndüğümüz o günler, Mesken'in en büyük zenginliğidir. Bir yanda dumanı üstünde tüten fırından yükselen ekmek kokusu, diğer yanda döküm sobaların üzerinde cızırdayan çaydanlıklar her zaman hafızamızdadır. Sıra Dükkanlar’ın önünde esnafın birbirine "Hayır ola" deyişi, mahallenin nabzını tutan bir yaşam ritmidir.
Değirmenlikızık Köyü’nde kurulan o meşhur panayırlar, dönme dolapların gıcırtısı ve salçalı ekmeklerini paylaşan çocukların neşesi, bu topraklarda bayramın başka yaşandığının kanıtıydı. Mesken'de büyüyenler için hayat bir mahalleden ibaret değil, bir **"yaşam okulu"**ydu. Kaplıkaya Deresi'nin suyunda serinlemeyi, yağ ve tüp kuyruklarında sabretmeyi ve komşusunun mutfağında tencere kaynamadığında yemeğini bölüşmeyi biz bu okulda öğrendik.
Mesken Mahallesi, geçmişin o saf ve katıksız insanlığının en güzel emanetidir. Gözlerimizi her kapattığımızda o huzura dönmek, o kocaman yürekli insanların arasında yeniden nefes almak gibidir. Bu vesileyle; üzerimizde emeği olan öğretmenlerimizi, ebediyete göç eden büyüklerimizi ve çocukluk yol arkadaşlarımızı şükranla anıyorum. Ruhları şad olsun, ışıklar içinde uyusunlar. Bugün hâlâ yaşamın içinde olan ve o eski güzel günleri kalbinde taşıyan tüm Meskenli dostlarıma ise sağlıklı ve huzurlu uzun bir ömür diliyorum.
Zafer ATAYGÜL



