Bit Pazarı Anıları
Bu yazı, 16.03.2013 tarihinde günün seçkisi olarak öne çıkarılmıştır.
Hava soğuktu ve yağmur vardı . Binlerce devinimde , hırçın bir yağmur . O gün içimdeki sıkıntıları nereye koyacağımı bilemeden , dolanıp durmuştum . Tuhaf bir ruh hali , oradan oraya atıyordu sanki beni . Derin kuyularda mıydım ... yoksa sonsuz bir boyutta göğü mü dolaşmaktaydım anlayamıyordum . Herşeye yabancıydım , daha da kötüsü kendime bile ! ... Birşeyler yapmalıydım ... değişik bir şeyler ... ama ne ? Telaşla giyinip attım kendimi sokağa . Belki açık hava ciğerlerime dolunca , biraz düzelirdim .Nereye gideceğimi bilmeden , ilk kez çıkıyordum evden .Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım ve kendimi şaşkınlıkla izliyordum . Acaba nereye gidecektim ? ... Dış benliğim önde , iç benliğim arkada öylece gidiyorduk . Benliklerimden biri asıldı , diğeri fotokopi .... nasıl ve neden bu kadar dağılmıştım bir çözebilseydim !.... İkiye bölünmüş , kırık dökük ... darmadağın bir ruh haline girmiş ve üstelik eve sığamamış ... sokaklara kovmuştum adeta kendimi . Durum açıkça buydu işte .
Vapurda martıları seyrettim bir süre . Sonra insanlara dokundum huzursuz bakışlarımla . Herkesi okumaya çalışıyor gibiydim .... herkes ayrı bir romandı , ayrı bir filmdi sanki . Bense , aradığım neyse onu bulmaya uğraşan bir kâşif gibi hissediyordum kendimi . Meraklı bakışlarımla kaç kişiyi rahatsız ettiğimi ise hiç hatırlamıyorum . Sayamamıştım çünkü .
Vapurdan inince , adımlarım beni Eminönü'nden yukarı çıkmaya zorluyordu sanki . Karşı koymadan , Mercan yokuşunu tırmanmaya başladım . Nereye gittiğimi bilen biri mi vardı içimde ne ?.... Ve o içimdeki yabancı şey , bir dinginlik koyup gitmişti galiba benliğime . Sakinleşmiş gibiydim . Deniz havası ve martılar ilâç olmuştu sanırım ruhuma . Korkunç bir uğultu ve hanutçuların yapay sesleri , bozuk bir plak gibi gelse de rahatsız olmuyordum . Ses düğmeleri kısılmış eski bir radyoya benzettim kendimi bir an için ve gülümsedim . Hoş bir benzetme olmuştu bu ve ben eğlenmeye bile başlamıştım .
Tek sorunum , ayağımı artık vurmaya başlayan çizmelerimdi . Yüksek topuklarımı kesebilirdim o an . Ama buraya geleceğimi bilmiyordum ki evden çıkarken ! (Sanki düz bir bot giysem olmaz mıydı ? ...) diye söylenmeye başlamıştım . Fakat , öylesine de keyifliydim ki buna da hemen bir çözüm getirecektim bir kaç dakika içinde .Önüme gelen ilk ayakkabıcı dükânına daldım . Her derdin bir çaresi vardı . Pazarlık ede ede üç otuz paraya aldığım botu hemen ayağıma geçirdim ve ıslık çalarak , yürümeye koyuldum yeniden .Artık öyle mutluydum ki anlatamam . Uçar gibiydim .....
Küf ve tarih kokan çarşının içinde , zaman tünelinde geziniyormuşum hissine kapılmıştım . Daracık bir sokağa saptım . Eski cezveler ... mangallar ... kandiller ... antika koltuklar ve çeşmi bülbüller arasında rüyâda gibiydim . Yüreğim hızlı hızlı çarpmaya başlamıştı . Mazilerin alınıp satıldığı , solukların tutulduğu ve play'e bassanız bir anda , yaşam filmini izleyeceğiniz insanların eşyalarına dokunuyordum .Artık hayatta olmayan sahiplerini bekleyen eşyalar hüzün kokuyordu sanki . Belki de ağlıyorlardı bile ... kimbilir !
Birden gözüm , eski bir koltuğun yanında yerde duran , ahşap çerçeveli , siyah beyaz bir resme ilişti . Sararmış ve çerçevesinin cilâsı yer yer dökülmüştü . Mahzun gözlerle bana bakan bir kadının portresiydi . Kumral dalgalı saçları ensesinde toplanmış ve bu ona çok asil bir hava vermişti . Gözleri ya elâ ya da yeşildi , resim siyah beyaz olduğundan ayırd edemiyordum . Bir zamanlar yaşamıştı ve yaşadığı tüm anılarını yanına alarak göçüp gitmişti bu dünyadan . Çünkü resim çok eskiydi .
Yüreğime gelip oturan , zifir karası bir duygu , içimi acıtmaya başlamıştı . Kimsesi yok muydu acaba ? Bu resim niye buralarda yerlerde duruyordu ? Bir torunu , yeğeni , akrabası yok muydu ? Yok muydu , onu evinin duvarına asacak bir seveni ? .... Bu asil kadın , buralarda yerlerde olmayı haketmiyordu bence .Neriman Hanım demek gelmişti ona içimden . (Keşke adını bilseydim !.. ) diye düşündüm ...... Ani bir kararla resmi yerden aldım ve paket yaptırdım . Fiyatı hiç önemli değildi artık benim için . Önemli olan , yerlere atılmış olmasıydı ve ben buna dayanamazdım .
Şimdi Neriman Hanım , silinip temizlenmiş ... çerçevesi de cilâlanmış olarak , salonumun baş köşesini süslüyor . Her sabah ( günaydın ) diyorum ona . Bana gülümsüyor gibi geliyor bazen o çerçeveden . Artık kimsesiz de değil üstelik . Bir ailesi var .... Düşünüyorum da , acaba o gün beni evden çıkarıp ... resmini bulmam için yollara düşmeme sebep olan o ruh halimin nedeni , Neriman Teyze miydi yoksa ? .... Kimbilir belki de .....