Çıkışı Olmayan Oda


Masanın başında, o her zamanki evrak yığınının tam ortasındaydı. İçerisi havasızdı; sanki odadaki oksijen, duvarların arasına sıkışıp kalmış ve dışarıya giden yolu kaybetmişti.


Gözlerini camdan dışarı çevirmişti, fakat camın ardında ne bir sokak lambası ne de bir yıldız görünüyordu. Sadece bir boşluk vardı.

Sessizliği bozan şey, binanın derinliklerinden gelen boğuk bir gürültü oldu.


Bir sarsıntı mıydı, yoksa binanın kendi homurtusu mu, seçemedi. Yerinden kalkmaya çalıştı ama bacakları titredi. Masadan destek alarak kapıya doğru ilerledi. Ancak parmakları kapı koluna uzandığında boşluğa düştü. Kapının olması gereken yerde pürüzsüz, soğuk ve aşılması imkansız bir duvar yükseliyordu.


Zaman o an durdu. Saniyelerin akışı kesilmiş, anın içine hapsolmuştu. İçinde bir acı hissetti; bu, hürriyetini bir ofis odasının dört duvarı arasında kaybetmiş olmanın verdiği o keskin sızıydı. Bir an için olduğu yerde donup kaldı. Ne buraya nasıl geldiğini hatırlıyordu ne de buradan nasıl çıkacağını.


Yavaşça yere baktı; zemindeki karolar sanki ayaklarının altından kayıp gidiyordu. Nefesini tuttu, ciğerlerindeki o son hava parçasını da kaybederse bu duvarların onu tamamen yutacağından korkuyordu. Karanlığın içinde kaybolan sadece odanın köşeleri değil, sanki tüm varlığıydı.


Bir adım daha atmaya niyetlendiğinde zemin iyice güvensizleşti; karolar çatlayıp ayrılmadı ama aralarındaki çizgiler derinleşti, sanki oda kendi içinden bölünüyordu. Duvarlar yaklaştı mı, yoksa o mu küçüldü, ayırt edemedi. Kulaklarında tuhaf ses dalgalanmaya başladı; nabzı mıydı, yoksa binanın hâlâ sürüp giden o boğuk gürültüsü mü, emin değildi. Yere baktı, sonra tekrar başını kaldırdı. Masanın başındaki evrak yığını artık bir anlam taşımıyordu; isimler, tarihler, imzalar birbirine karışmıştı. Hepsi aynı kelimeye dönüşmüştü: kalmak.


Işığın kaynağı olmayan bir aydınlık belirdi bir an. Ne pencere açıldı ne kapı. Sadece duvarın yüzeyinde, çok silik bir çizgi… Parmaklarını uzattı, dokundu. Soğukluk aynıydı ama bu kez duvar geri çekilmedi. Elini çektiğinde avucunda ince bir toz kaldı; sanki duvar, ona ait bir parçayı sessizce bırakmıştı. İçinde bir acı hissetti yeniden; bu kez daha derinden, daha tanıdık. Bir yerlerde, çok eskiden, bir çıkışa inanmış olmanın sızısıydı bu.


Nefesini tuttu. O an anladı ki bu oda onu yutmak istemiyordu; onu olduğu yerde sabitlemek istiyordu. Hareket etmeyen, itiraz etmeyen, bekleyen biri olsun diye. Başını yasladı duvara, gözlerini kapattı. Karanlık arttı ama korku aynı kalmadı. Çünkü ilk kez, bu odanın içinde kalmanın da bir seçim olduğunu düşündü. Ve belki, sadece belki, seçim düşüncesi bile duvarlarda küçük bir çatlak bırakmaya yetiyordu.


Turgay Kurtuluş

05 Şubat 2026 2-3 dakika 19 öyküsü var.
Yorumlar